AİHM Demirhan ve Ardıl Grup Kararları Işığında
Yargılamanın Yenilenmesi
Bu Klavuzun Amacı
Bu kitapçık, AİHM Büyük Dairesi'nin 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye ve bu kararı takip eden Demirhan ve Ardıl grup kararları sonrasında, Türkiye'de kesinleşmiş mahkumiyet kararlarına karşı "Yargılamanın Yenilenmesi" (CMK md. 311) yoluna başvuracak kişiler ve avukatlar için pratik bir yol haritası sunmak amacıyla hazırlanmıştır.
AİHM; Demirhan vd., Seyhan vd., Bozyokuş vd. ve Karslı vd. kararlarında, Türkiye’deki mahkûmiyet hükümlerinin "rutin hayat faaliyetleri" üzerinden kurgulandığını saptamıştır. Mahkeme, yalnızca ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi olguların değil, aynı zamanda; aşağıda belirtilen olguların "terör örgütü üyeliği" suçlamasına doğrudan dayanak yapıldığını tespit etmiştir:
Demirhan vd. (§ 16): İrtibatlı kurumlarda çalışma/üyelik, genel tanık/itirafçı beyanları, yayın/materyal bulundurma, seyahat/giriş-çıkış kayıtları, bağışlar, demokratik gösteriler, yurt/konut ikameti, sosyal medya, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS kayıtları.
Seyhan vd. (§ 3): Mesaj içerikleri, genel tanık/itirafçı beyanları, yayın/materyal bulundurma, seyahat/giriş-çıkış kayıtları, bağışlar, demokratik gösteriler, sosyal medya, yurt/ konut ikameti, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS ve dijital kanıtlar, işyeri/sendika üyeliği. (Not: ByLock raporları gelmeden hüküm kurulması vurgulanmıştır.)
Bozyokuş vd. (§ 3): Mesaj içeriği, genel tanık/itirafçı beyanları, yayın/materyal bulundurma, seyahat/giriş-çıkış kayıtları, bağışlar, demokratik gösteriler, sosyal medya, yurt/konut ikameti, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS ve dijital kanıtlar, işyeri/sendika üyeliği (Not: ByLock raporları gelmeden hüküm kurulması vurgulanmıştır.)
Karslı vd. (§ 3): Mesaj içeriği, genel tanık/itirafçı beyanları, sendika/dernek/vakıf/şirket üyelik ve istihdamı, yayın/materyal bulundurma, seyahat/giriş-çıkış kayıtları, bağışlar, demokratik gösteriler, sosyal medya, yurt/konut ikameti, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS ve dijital kanıtlar(Not: ByLock ve teknik raporlar eksikken mahkûmiyet verildiği belirtilmiştir.)
AİHM’nin bu "kılavuz" niteliğindeki tespitlerine göre; görünürde yasal ve rutin faaliyetlerin, suçun maddi ve manevi unsurları ile örgüt üyeliği kastı yönünden bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmadan mahkûmiyet kurgusuna dâhil edilmesi; AİHS m. 7 (Suçta ve Cezada Kanunilik) ilkesinin ve AİHS m. 6/1 (Adil Yargılanma Hakkı) güvencelerinin ihlaline yol açmaktadır.
DEMİRHAN VE ARDIL GRUP KARARLARININ ÖNEMİ, BAĞLAYICILIĞI VE SONUÇLARI NEDİR?
Demirhan ve Ardıl Grup Kararları ve Önemi
Demirhan ve Diğerleri davası, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında, başvurucuların FETÖ/PDY ile bağlantılı oldukları iddiasıyla TCK m. 314/2 uyarınca “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan yargılanmaları ve mahkûm edilmeleriyle ilgilidir. Başvurucuların mahkûmiyetlerinin belirleyici ölçüde, ulusal mahkemelerce FETÖ/PDY üyelerine özgü olduğu kabul edilen şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock’u kullandıkları iddiasına dayandırıldığı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyetlere karşı yapılan bireysel başvuruları özet biçimde reddetmiştir.
AİHM tarafından verilen Demirhan ve Diğerleri. v. Türkiye kararı bylock kullanımı temelinde terör/örgüt üyeliği mahkûmiyetlerine ilişkin “grouped follow-up” (takip/gruplu) bir Daire kararıdır. Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasını, Yalçınkaya Büyük Daire kararında ortaya konan bağlam ve ilkeler çerçevesinde değerlendirmiş; ByLock’a ilişkin kategorik/otomatik yaklaşımın hem m.7 hem de m. 6/1 bakımından ihlale yol açtığını belirtmiştir. ByLock dışında Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi rutin hayat faaliyetlerinin de "terör örgütü üyeliği" suçlamasına doğrudan dayanak yapıldığını tespit etmiştir. Sorunun çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir problem olduğunu ve ulusal düzeyde çözüm gerektirdiğini ayrıca vurgulamıştır.
Demirhan kararı sonrasında 16 Aralık tarihinde aynı ihlale ilişkin peş peşe Seyhan ve Diğerleri, Bozyokuş ve Diğerleri, Karslı ve Diğerleri olmak üzere 3 adet takip (follow-up) Komite kararı daha verilmiş ve bu kararlar da mahiyeti itibariyle kesindir.
AİHM Kararlarının Bağlayıcılığı
“AİHM kararları bağlayıcı mıdır?” sorusunun cevabını Sözleşmenin 46.maddesinde[1] görmekteyiz. Buna göre sözleşmeci devletler taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler[2]. Bu hüküm açık bir şekilde AİHM’nin verdiği kararların mutlak nitelikte bağlayıcı olduğunu belirtmektedir.
Anayasa’nın 90/5. Maddesinde AİHM kararlarının bağlayıcılığı açıkça düzenlemiştir.
Madde 90/5: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir[3]. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
AİHM, Türk yargısının vermiş olduğu kararların sistematik ihlal niteliği taşıdığını, Yalçınkaya sonrasında Hükümete 5.000 benzer başvurunun bildirildiğini ve dosya birikiminin sürdüğünü kaydetmiştir. Ayrıca Mahkeme, davanın ana hukuki meselelerini ele aldığını belirterek başvurucuların diğer şikâyetleri hakkında ayrıca inceleme yapmaya gerek görmemiştir.
Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarının Sonucu ve Anlamı
AİHM; Yalçınkaya kararıyla başlayıp Demirhan, Seyhan, Bozyokuş ve Karslı gibi ardıl grup kararlarıyla istikrarlı bir hale gelen içtihadında, Türk yargısının ByLock kullanımını "suçun maddi ve manevi unsurlarının otomatik ispatı" olarak kabul etmesini temel bir hukuk hatası olarak nitelemiştir. Mahkeme, bireyselleştirilmiş bir kast incelemesi ve şahsi kusur analizi yapılmadan tesis edilen bu mahkûmiyetlerin AİHS m. 7 kapsamındaki öngörülebilirlik ve kanunilik güvencelerini zedelediğini; aynı zamanda teknik verilerin bütünlüğüne etkili itiraz imkânı tanınmadan, "silahların eşitliği" ilkesi göz ardı edilerek kurulan hükümlerin AİHS m. 6/1 bağlamındaki adil yargılanma hakkını sistemik düzeyde ihlal ettiğini saptamıştır. Bu yerleşik yaklaşım, ByLock kullanımını doğrudan örgüt üyeliğiyle eşitleyen ulusal uygulamanın, savunma haklarını aşırı ölçüde daraltarak keyfî cezalandırma riskini doğurduğunu tescil etmektedir. Mahkeme, yalnızca ByLock kullanımı, Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi olguların değil, aynı zamanda; irtibatlı kurumlarda çalışma/üyelik, genel tanık/itirafçı beyanları, yayın bulundurma, seyahatler, bağışlar, demokratik gösteriler, sosyal medya, yurt/konut ikameti, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS kayıtları gibi olguların da "terör örgütü üyeliği" suçlamasına doğrudan dayanak yapıldığını tespit etmiştir.
BU KARARLARA İSTİNADEN NE YAPILMALI?
AİHM’nin vermiş olduğu karar sonrası Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında birinci derecede hak ihlali tespiti yapılanlar yahut hukuki temsilcileri, bu kararı ilgili mahkemeye sunarak kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde yargılamanın yenilenmesini talep edebilirler. Demirhan ve diğerleri v. Türkiye kararı Büyük Daire kararıdır ve 3 Kasım 2025 tarihinde kesinleşmiştir. Seyhan ve diğerleri, Bozyokuş ve diğerleri ile Karslı ve diğerleri kararları ise 16 Aralık 2025 tarihinde Komite tarafından verilen kesin nitelikte kararlardır.
Yargılamanın yenilenmesi süreci Ceza Muhakemeleri Kanunu m. 311/1-f kapsamında düzenlenmiştir. Kanun düzenlemesi[9] ile başvuru için kesin süre belirlenmiştir ve belli bir usul takip edilmelidir.
⚠ Not: Talepte bulunanın tutuklu olması halinde yapılacak başvuruya ek olarak “infazın durdurulması talebi”nde bulunulması gerekmektedir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ DİLEKÇESİNDE OLMASI GEREKENLER NELERDİR?
AİHM ihlal kararının (özellikle Demirhan ve Ardıl Grup kararları ekseninde AİHS m.7 ve m.6) iç hukukta nasıl uygulanması gerektiği, bu kapsamda dilekçede bulunması zorunlu kısımlar ve yeniden yargılamada mahkemenin uyması gerekenler belirtilmelidir. Amaç, meselenin yalnızca ByLock/Bank Asya/sendika/dernek gibi “delil başlıklarına” indirgenmesini önleyip, örgüt suçlamasında kanunilik (m.7), bireyselleştirme ve kastın somutlaştırılması ile adil yargılanma güvencelerinin (m.6) birlikte sağlanmasını temin edecek bir yeniden yargılama çerçevesi kurmak olmalıdır.
Amaç ve Hukuki Çerçeve
Yeniden yargılama müessesesinin temel amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından tespit edilen ihlalin ve bu ihlalin doğurduğu hukuki sonuçların iç hukukta "etkili bir şekilde giderilmesini" sağlamaktır. Bu süreç, sadece şeklî bir evrak takibi değil; mahkûmiyete yol açan yargılama sürecinin, tespit edilen tüm hak ihlallerinden arındırılarak ve hukuk devleti ilkelerine uygun şekilde baştan aşağı yeniden kurulmasıdır. Dolayısıyla, sunulacak dilekçeler bu "ihlâlden arındırma" işlevini merkeze almalıdır.
Başvurunun İki Temel Ekseni: AİHS m. 6 ve m. 7
Başarılı bir yeniden yargılama stratejisi, maddi hukuk ve usul hukuku güvencelerini birbirini tamamlayacak şekilde iki ana eksen üzerine kurmalıdır:
AİHS m. 7 (Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz): Örgüt üyeliği suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet hükümlerinin hukuki zemini; otomatik, genel geçer ve kalıp çıkarımlara dayanmamalıdır. Yeniden yargılama sürecinde mahkeme; suçun maddi ve manevi unsurlarını, özellikle de failin özel kastını, somut olay bazında bireyselleştirilmiş bir şekilde ortaya koymakla yükümlüdür. Bu eksen, cezalandırmanın keyfîlikten uzak, öngörülebilir ve yasal bir temele dayanmasını sağlar.
AİHS m. 6 (Adil Yargılanma Hakkı): Usuli güvencelerin fiilen hayata geçirilmesi bu eksenin temelidir. Delillere etkili erişim, yargılamanın çekişmeliliği, silahların eşitliği ve kararın denetlenebilir bir yüksek gerekçe standardına sahip olması aranmalıdır. İhlal kararından sonra yapılacak yargılama, bu güvencelerin yalnızca kağıt üzerinde değil, davanın sonucuna etki edecek şekilde uygulanmasını zorunlu kılar.
Yargı Makamları İçin Takdir Değil, Hukuki Yükümlülük
AİHM ihlal kararına dayalı yargılamanın iadesi, ihlalin doğrudan hükümle bağlantılı olduğu ve bu ihlalin ancak yeniden yargılamayla giderilebildiği durumlarda bir "takdir yetkisi" değil, anayasal ve uluslararası bir "yükümlülüktür." İç hukuk makamlarının, "ihlal sonuca etkili değildir" veya "şartları oluşmamıştır" gibi gerekçelerle bu yolu işlevsiz bırakması, hak arama hürriyetinin ve AİHS sisteminin özüne aykırıdır. Bu bağlamda, mahkemelerin görevi ihlali teyit etmek değil, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak bir yargılama düzenini derhal tesis etmektir.
Örneğin dilekçede; “AİHM’nin Yalçınkaya kararında ve devamında Demirhan vd kararında tespit ettiği AİHS m.7 ihlali, yalnızca delil tartışmasıyla sınırlı olmayıp, örgüt üyeliği mahkûmiyetinin kanunilik ve öngörülebilirlik güvenceleri bakımından dayanağını doğrudan ilgilendirmektedir. Bu çerçevede yeniden yargılamanın amacı; yalnızca bazı delillerin hükümden çıkarılması değil, suçun maddi ve manevi unsurlarının bireyselleştirilerek ortaya konulması suretiyle, yeniden yargılama yapılmasıdır.” gibi ifadeler kullanılabilir.
Dilekçenin Zorunlu Unsurları
AİHS m. 7 ve m. 6 ekseninde yeniden yargılama başvurularında temel parametreler şu şekilde olmalıdır.
Dayanak Kararın Tespiti ve Kapsamı
Yeniden yargılama taleplerinin hukuki temelini oluştururken; ihlal kararının tarihi, başvuru numarası ve kesinleşme şerhi gibi usuli veriler, başvurunun kabul edilebilirliği açısından ilk aşamayı teşkil eder. Özellikle AİHM’nin Demirhan vd. / Türkiye kararı gibi emsal niteliğindeki içtihatlar; başvurunun sadece usuli bir eksikliğe değil, mahkûmiyetin esasına etki eden AİHS m. 7 (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve m. 6 (Adil yargılanma hakkı) ihlallerine dayandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda dilekçe; somut dosyadaki mahkûmiyet kurgusunun, AİHM tarafından saptanan sistemik ihlal standartlarıyla uyumluluğunu titizlikle irdelemelidir.
İhlal Kararına Konu Eylemlerin Delil Niteliği
AİHM, Demirhan vd. kararında (§ 16), mahkûmiyet kararı verilirken kullanılan delilleri geniş bir perspektifle ele almıştır. Yüksek Mahkeme; başvurucuların dosyalarında tek bir ana delil bulunmamasının ötesinde; irtibatlı kurumlarda çalışma veya üyelik, genel içerikli tanık/itirafçı beyanları, yayın bulundurma, örgütsel olduğu iddia edilen seyahatlere katılım, vakıf bağışları, demokratik gösterilere katılım, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde ikamet, Kakao Talk veya Eagle gibi mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları üzerinden kurulan iletişim trafikleri gibi birçok kalemin, "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasına doğrudan dayanak yapıldığını kayda geçirmiştir. Kılavuz niteliğindeki bu tespit, rutin ve yasal görünen hayat faaliyetlerinin, suçun unsurları tartışılmaksızın mahkûmiyet kurgusuna dahil edilmesinin hukuk devleti ilkesiyle çeliştiğini göstermektedir.
İhlal ile Mahkûmiyet Hükmü Arasındaki İlliyet Bağı
Yeniden yargılama dilekçesinin kalbi, tespit edilen ihlal ile mevcut mahkûmiyet kararı arasındaki illiyet bağının kurulmasıdır. Bu bağlantı iki ana eksende ele alınmalıdır:
AİHS m. 7 Bağlamında:
Mahkûmiyetin; suçun maddi ve manevi unsurlarının, özellikle de "özel kast" unsurunun somut olay bazında bireyselleştirilip bireyselleştirilmediği sorgulanmalıdır. Eğer cezalandırma, hukuki belirlilikten uzak ve öngörülemez bir yorumla yasal faaliyetlerin suç sayılmasına dayanıyorsa, m. 7 ihlalinin doğrudan sonucu olarak hükmün ortadan kaldırılması gerekir.
AİHS m. 6 Bağlamında:
Delillerin toplanma ve değerlendirilme sürecinin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırılığı vurgulanmalıdır. Adil yargılanma güvencelerinin ihlal edilmesi, mahkûmiyet hükmünün meşruiyetini ortadan kaldırmakta; bu durum ise mahkemenin, keyfî cezalandırmayı dışlayacak yüksek bir gerekçe standardıyla davayı yeniden ele almasını zorunlu kılmaktadır.
Örneğin dilekçede; “Örgüt suçlarında, belirli olguların (örneğin bir iletişim uygulamasının kullanımı, finansal işlem, sendika/dernek üyeliği vb.) otomatik olarak örgüt üyeliği sonucuna bağlanması; kişisel sorumluluğun bireyselleştirilmesi ve suçun unsurlarının somutlaştırılması zorunluluğunu bertaraf ederek AİHS m.7’nin koruma amacını zedeler. Yeniden yargılamada Mahkeme, sanık bakımından örgütsel hiyerarşi/organik bağ, eylemlerin süreklilik-çeşitlilik-yoğunluk niteliği ve tüm bunların sanığın bilgi ve iradesi ile nasıl birleştiğini; yani örgütsel amaç doğrultusunda hareket etmeye ilişkin kastın hangi somut olgularla kurulduğunu denetlenebilir şekilde ortaya koymak zorundadır.”
“Bu dosyada mahkûmiyetin gerekçesi incelendiğinde, [olgular sıralanmalı..] dayanılarak örgüt üyeliği sonucuna gidildiği, ancak bu olguların her birinin neye delalet ettiği, sanığın bu olgularla ilişkisinin bilgi/irade/kast bakımından nasıl kurulduğu ve örgüt suçunun kanunî unsurlarıyla nasıl bağlandığı yönünden bireyselleştirilmiş bir analiz yapılmadığı görülmektedir. Oysa AİHS m.7’nin gereği, cezai sorumluluğun varsayıma değil; sanığın kişisel eylemleri ve bunların suçun maddi-manevi unsurlarını nasıl oluşturduğunu gösteren somut olgusal temellere dayanmasıdır.”
“AİHS m.6 kapsamında adil yargılanma hakkı; savunmanın iddia makamıyla eşit koşullarda yargılamaya katılmasını, delillerin çelişmeli şekilde tartışılmasını ve mahkemenin sonuca götüren muhakemesini gerekçeli ve denetlenebilir biçimde kurmasını gerektirir. Bu dosyada [delile erişim/inceleme/itiraz imkânı/kısıtlılıklar vs…] yönünden yaşanan eksiklikler, savunmanın etkin kullanılmasını zedelemiş; yargılamanın bütününe ilişkin adillik değerlendirmesini sakatlamıştır.” gibi paragraflar kullanılabilir.
AİHM Kararının İç Hukukta Nasıl Uygulanacağı (İhlalin Nasıl Giderileceği)
Yeniden yargılama talebi içeren bir dilekçenin ana omurgası, mahkemeye yalnızca "ihlal kararına uyun" demekten ibaret olmamalıdır. Başvurunun temel amacı, mahkemeye ihlali giderecek asgari uygulama standartlarını göstermek ve yargılamayı bu ray üzerine oturtmaktır. Bu doğrultuda, mahkemenin yapacağı inceleme şu iki zorunlu parametre üzerinden şekillenmelidir:
AİHS m. 7 Bakımından: Zorunlu ve Esaslı Yeniden Değerlendirme
Yeniden yargılama aşamasında mahkeme, eski hükmü şeklen tekrar etmek yerine, suçun oluşup oluşmadığını en baştan ve titizlikle irdelemek zorundadır. Bu kapsamda;
Unsurların Analizi:
Suçun maddi ve manevi unsurları (özellikle örgüt üyeliği suçundaki "özel kast" ve "süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk" kriterleri) birbirinden kopmayacak şekilde, teker teker ve her bir delil özelinde ele alınmalıdır.
Otomatik Varsayımların Reddi:
Belirli bir kurumda çalışma, yasal bir uygulamayı kullanma, öğrenci evinde kalma gibi olgulardan yola çıkarak "otomatik üyelik" sonucu doğuran kalıp yargılardan kaçınılmalıdır.
Kusur ve Kastın Bireyselleştirilmesi:
Ceza hukukunun en temel ilkesi olan "şahsi kusur" uyarınca, kişinin eylemleri ile örgüt hiyerarşisine dahil olma iradesi (kast) arasındaki bağ somutlaştırılmalıdır. Failin, icra ettiği fiilin bir terör örgütü faaliyeti olduğunu bildiği ve bu sonucu istediği, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmelidir.
AİHS m. 6 Bakımından: Usuli Güvencelerin Fiilen Tesisi
Anayasa Mahkemesi (AYM) ve AİHM standartlarına göre; eğer ihlal usule ilişkin bir eksiklikten (örneğin tanık sorgulayamama, delile erişememe veya gerekçesizlik) kaynaklanıyorsa, bu eksikliğin giderilmesi "yeni bir ihlale yol açmayacak" bir usulün izlenmesini gerektirir.
Etkin Savunma Hakkı:
İhlalin giderilmesi, çoğu durumda savunmanın tüm argümanlarını serbestçe sunabildiği, delillerle doğrudan temas kurabildiği duruşmalı bir yargılamayı zorunlu kılar.
"Delil Ayıklama" Tuzağı:
Mahkemelerin sıkça başvurduğu; "AİHM’nin hukuka aykırı bulduğu delili dosyadan çıkaralım, ancak geri kalan deliller mahkûmiyet için zaten yeterlidir" şeklindeki dosya üzerinden (duruşmasız) yapılan inceleme mantığı ihlali gidermez. Aksine, bu yaklaşım yargılamanın bütünlüğünü bozar ve "silahların eşitliği" ilkesini yeniden zedeler.
Gerekçe Standardı:
Yeni kurulacak hüküm, sadece delilleri sıralayan bir metin değil; her bir delilin neden suç unsuru sayıldığını ve savunmanın itirazlarının neden reddedildiğini açıklayan, keyfîliği dışlayan gerekçe standardına sahip olmalıdır.
Not: Dilekçenizi yazarken, mahkemenin "dosya üzerinden inceleme yaparak reddetme" eğilimini kırmak adına, "yeni bir ihlale yol açmama" vurgusunu özellikle öne çıkarmanız tavsiye edilir. Mahkemeye, ihlal edilen hakkın iadesinin ancak o hakkın fiilen kullandırılmasıyla (örneğin suç olmayan eylemler gerekçe yapılarak mahkumiyet kararı verilemeyeceği) mümkün olacağı hatırlatılmalıdır.
Olguların Delil Niteliği: Otomatiklikten Bireyselleştirmeye Geçiş
Yeniden yargılama sürecinde yapılacak hukuki değerlendirmenin merkezinde; AİHM kararında belirtilen delillerin örgüt suçlamasının delili olarak kabul edilemeyeceği esası üzerine kurulmalıdır.
"Otomatik Üyelik" Karinesinin Reddi
Belirli olguların (bankacılık işlemleri, iletişim uygulamaları veya yasal sivil toplum kuruluşu üyelikleri) varlığının, doğrudan ve otomatik olarak "örgüt üyeliği" sonucuna bağlanması; modern ceza hukukunun en temel prensipleriyle çelişmektedir. AİHS m. 7’nin sağladığı koruma kalkanı, kişilerin yasal veya rutin görünen faaliyetleri nedeniyle öngörülemez bir cezai yaptırımla karşılaşmasını yasaklar. Mahkeme, bu verileri mahkûmiyet için tek başına yeterli birer "karine" olarak değil; ancak diğer yan delillerle desteklenen birer "emare" olarak değerlendirebilir.
Maddi ve Manevi Unsurların Bireyselleştirilmesi
Örgüt üyeliği suçu bakımından asıl mesele, sanığın eylemlerinin suçun maddi ve manevi unsurlarını (özel kast) karşılayıp karşılamadığıdır.
Bireyselleştirilmiş İspat:
Mahkûmiyet hükmü, sanığın örgütün nihai amaçlarını bilip bilmediği, bu amaçları benimseyip benimsemediği ve hiyerarşik yapıya dahil olma iradesini somut olarak ortaya koyan "bireyselleştirilmiş" bir ispata dayanmalıdır.
Kişisel Sorumluluk:
Cezai sorumluluk, varsayımlar veya toplu çıkarımlar üzerinden değil; sanığın şahsi kusuru ve eylemleri ile örgüt arasındaki illiyet bağının netleştirilmesi suretiyle tesis edilmelidir.
Denetlenebilir Gerekçe ve Somut Olgular
AİHS m. 7 perspektifinde mahkeme; sanık yönünden örgütsel kastı, genel siyasi veya toplumsal çıkarımlarla değil, somut olgularla ispatlamakla yükümlüdür. Gerekçeli karar, sanığın rutin hayat akışı içindeki eylemlerinin hangi noktada ve hangi somut veriyle "terör örgütü üyeliği" vasfına dönüştüğünü mantıksal bir silsile içinde, denetlenebilir şekilde ortaya koymalıdır. İspatı yapılmamış her örgütsel kast iddiası, kanunilik ilkesinin ve dolayısıyla m. 7'nin açık bir ihlalidir.
Not: Dilekçenizi yazarken, mahkemeye şu mesajı net bir şekilde vermelisiniz: "Olguları tespit etmek yetmez; bu olguların sanığın zihnindeki suç işleme iradesiyle bağını kurmak zorundasınız."
Yeniden Yargılamada Yöntem: Duruşma Açılması ve Etkili Katılım Zorunluluğu
Şeklî İnceleme Tuzağı ve İhlalin Gerçek Giderimi
AİHM tarafından tespit edilen hak ihlallerinin sonuçlarını ortadan kaldırmak, yalnızca dosya üzerinden yapılacak şeklî bir inceleme ile mümkün değildir. İhlalin kaynağı ister usuli bir eksiklik (m. 6), ister maddi hukuka ilişkin bir öngörülemezlik (m. 7) olsun; giderim süreci, savunma tarafına adil yargılanma güvencelerine uygun biçimde "etkili katılım" imkânı tanınmasını gerektirir. Gerçek bir iade-i muhakeme, yargılamanın ihlale yol açan tüm unsurlardan arındırılarak baştan ve tarafların huzurunda icra edilmesini zorunlu kılar. Yargılamanın yenilenmesi davalarında duruşma açılmasının zorunluluğu Yargıtay içtihatlarında da sık sık ifade edilmektedir. (bknz Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/4135 E., 2022/1448 K., Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/1217 E., 2017/4202 K., Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2022/9737 E., 2022/3263 K, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/14264 E., 2022/341 K.)
Anayasa Mahkemesi’nin Standart Belirleyici Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama süreçlerinde duruşma açılmasının önemine dair emsal kararlarında (örneğin; 2016/7967 sayılı Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu, 2020/33709 sayılı Ruşen Bayar Başvurusu gibi), ihlalin niteliği ve dosyanın özellikleri gözetildiğinde "yüz yüzelik" ve "çekişmeli yargılama" ilkelerinin vazgeçilmezliğine vurgu yapmıştır. AYM'nin 2020/33709 sayılı kararındaki "Yargılamanın iadesi yolunun, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak bir yargısal koruma sağlaması gerektiği" vurgusuna atıf yapmak, talebin hukuki meşruiyetini perçinleyecektir. Mahkemece, yeniden yargılamanın duruşmalı olarak icrasına karar verilmesi sadece bir usul tercih değil, ihlalin giderilmesi için öngörülen anayasal bir zorunluluktur.
AYM içtihatları uyarınca;
İhlal kararının gereklerinin yerine getirilmesi, sanığın ve müdafinin delillerle doğrudan temas kurabildiği bir zemin gerektirir.
Yalnızca "delil ayıklaması" yapılarak hükmün kağıt üzerinde teyit edilmesi, ihlali gidermek bir yana, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle yeni bir ihlal oluşturur.
Bu nedenle, delillerin tarafların huzurunda, karşılıklı iddia ve savunma bağlamında tartışılması, adil bir yargılamanın asgari standardıdır.
CMK 311/1-f Kapsamında Talep Örneği
Tüm bu ilkeler ışığında, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-f maddesi uyarınca "yargılamanın iadesi" kararı verilmesi, sürecin devamında ise mutlak surette duruşma açılması talep edilmelidir.
Örneğin dilekçede, "AİHM ihlal kararının mahiyeti gereği, ihlalin sonuçlarının ancak doğrudanlık ve çekişmelilik ilkeleri çerçevesinde giderilebileceği açıktır. Bu nedenle, ihlalin giderimi için duruşma açılmasını; mahkûmiyet kurgusunu sakatlayan delillerin ve inceleme taleplerimizin bu duruşma ortamında, silahların eşitliği ilkesine uygun şekilde değerlendirilmesini talep ederiz." gibi paragraflar kullanılabilir.
Hükmün İnfazının Durdurulması Talebi
Yargılamanın iadesi başvurusu, kural olarak infazı kendiliğinden durdurmaz[4] (CMK m. 312). Ancak, başvurunun dayanağı bir AİHM ihlal kararı olduğunda, infazın devam etmesi hem "etkili giderim" ilkesini zedeler hem de telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açar. Kılavuzun “Yargılamanın Yenilenmesi Sürecinde İnfazın Durdurulması Talebi Nedir?” başlığında, mahkemeye sunulacak "infazın durdurulması" talebinin dayandırılması gereken temel argümanlar ve örnek dilekçe metinleri daha detaylı olarak yer almaktadır.
Hukuki Gerekçe ve Ölçülülük Analizi
AİHM’nin tespit ettiği ihlal, özellikle AİHS m. 7 (Kanunilik) kapsamında ise, mahkûmiyetin meşruiyet zemini ciddi şekilde sarsılmış demektir. Bu durumda, hukuki temeli tartışmalı hale gelmiş bir hükmün infazına devam edilmesi, "ceza adaletinin" özüyle bağdaşmaz. Mahkemeye sunulacak talepte, özgürlük hakkı ile kamu düzeni arasındaki dengenin, infazın durdurulması ve gerekirse adli kontrol tedbirleri ile sağlanabileceği vurgulanmalıdır.
Sık Karşılaşılan Hatalı Yorumlar ve Hukuki Cevaplar (Önleyici Savunma Stratejisi)
Yeniden yargılama sürecinde yerel mahkemeler, ihlal kararlarının kapsamını daraltan veya iade talebini işlevsiz kılan bazı hatalı hukuki yaklaşımlar sergileyebilmektedir. Dilekçede bu "ön kabul" veya "hata"lara peşinen cevap verilmesi, başvurunun başarısı için kritik önemdedir.
1. Hatalı Yorum: "İhlal Kararı Yalnızca Belirli Bir Delile (Örn. ByLock) İlişkindir."
Hukuki Cevap: Bu yaklaşım, AİHM’nin (özellikle Yalçınkaya ve devamındaki Demirhan ve Ardıl Grup kararlarda) ortaya koyduğu içtihadın özünü kaçırmaktadır. İhlalin çekirdeği yalnızca belirli bir delilin teknik analizi değil, AİHS m. 7 (Kanunilik) ilkesidir.
Argüman: Kararın asıl odak noktası; suçun maddi ve manevi unsurlarının bireyselleştirilmiş biçimde ispat edilmesi zorunluluğu ve "otomatik varsayım yasağıdır." Dolayısıyla mesele, dosyadaki bir delilin çıkarılması değil, mahkûmiyet kurgusunun bu temel hukuk standartlarına göre baştan aşağı yeniden kurulmasıdır.
2. Hatalı Yorum: "İhlal Tespit Edilmiş Olsa Bile Sonuca Etkili Değildir, Yeniden Yargılama Gereksizdir."
Hukuki Cevap: AİHS m. 7 bağlamında tespit edilen bir ihlal, doğrudan mahkûmiyetin hukukilik zeminini ortadan kaldırır.
Argüman: Suçun unsurlarının (özellikle manevi unsur ve kastın) hukuka uygun şekilde tartışılmadığı bir yargılamada, "giderim" ancak ve ancak unsurların bireyselleştirilmiş değerlendirilmesiyle sağlanabilir. Mahkemenin "ihlal sonuca etkili değil" diyebilmesi için, ancak yeni bir yargılama yaparak ihlalden arındırılmış bir sonuca ulaşması gerekir; aksi durum ihlalin devamı niteliğindedir.
3. Hatalı Yorum: "İhlale Konu Delili Dosyadan Çıkarırız; Mevcut Diğer Deliller Mahkûmiyet İçin Yeterlidir."
Hukuki Cevap: Bu, mahkemelerin en sık düştüğü "dosya üzerinden şeklî yaklaşım" hatasıdır. Anayasa Mahkemesi ve AİHM standartlarına göre, bir hak ihlalinin giderilmesi ancak o ihlale yol açan sürecin savunma güvenceleriyle (m. 6) donatılarak tekrarlanmasıyla mümkündür.
Argüman: Mahkûmiyet hükmü bir bütünlük arz eder. Ana delilin hukuka aykırı bulunması durumunda, "diğer delillerin yeterliliği" tartışması ancak sanığa bu yeni duruma karşı etkin bir savunma yapma ve karşı delil sunma imkânı tanınarak (duruşmalı yargılama ile) yapılabilir. Dosya üzerinden, savunmayı sürece katmadan yapılacak bir "matematiksel delil ayıklaması" ihlali gidermez; aksine adil yargılanma hakkını bir kez daha zedeler. Ayrıca AİHM tarafından verilen ihlal kararında mahkumiyet kararında yer alan tüm deliller dikkate alınarak ihlal kararı verilmiştir. Dolayısıyla da aynı delillerle yeniden mahkumiyet kararı verilmesi ihlal kararına aykırı olacaktır.
Not: Dilekçenizi yazarken bu üç temel cevabı dilekçenizin "Hukuki Değerlendirme" kısmında "Mahkemenin olası bir dar yorumundan kaçınması adına..." gibi bir girişle kullanabilirsiniz. Dosyanın sadece bir "delil itirazı" değil, bir "standart itirazı" olduğunu göstermek önemlidir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ SÜRECİNDE İNFAZIN DURDURULMASI TALEBİ NEDİR?
Yargılamanın yenilenmesi talebi, mahkûmiyet hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı bulunduğunun tescil edilmesi üzerine sunulmaktadır. Bu aşamada infazın durdurulması, sadece usuli bir talep değil; ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için zorunlu bir hukuki güvencedir.
Hukuki Dayanak ve Sistematik Çerçeve
Kural olarak yargılamanın iadesi talebi infazı kendiliğinden durdurmaz (CMK m. 312). Ancak AİHM ihlal kararı, mahkûmiyetin hukuki geçerliliğini ciddi şekilde tartışmalı hale getirir:
Hukuki Statü Değişimi:
Kesinleşmiş hüküm ilkesi, yerini "ihlal ile sakatlanmış hüküm" gerçeğine bırakır.
Maddi Hukuk Krizi:
Özellikle AİHS m. 7 (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) ihlali, cezalandırmanın temelindeki kanunilik zeminini sarsar. Tartışma artık sadece yargılama usulüyle değil, doğrudan "suçun varlığı" ile ilgilidir.
Yükümlülük:
Sözleşme’ye aykırılığı saptanmış bir karara dayanarak kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmesi, yeni bir hukuk ihlaline sebebiyet verir.
AİHS m. 7 İhlalinin İnfaz Üzerindeki Doğrudan Etkisi
AİHM’nin (özellikle Yalçınkaya kararı, Demirhan vd. kararı gibi) güncel içtihatları, örgüt üyeliği mahkûmiyetlerinde kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini şu parametrelerle tespit etmektedir:
Suçun unsurlarının bireyselleştirilmemesi ve otomatik çıkarımlara dayanılması.
Kast somutlaştırılmadan varsayımlar üzerinden mahkûmiyet tesisi.
Ceza kanunu hükümlerinin öngörülemez ve sanık aleyhine geniş şekilde yorumlanması.
Bu kapsamda devam eden infaz, artık "kanuniliği tartışmalı bir mahkûmiyetin icrası" niteliğine bürünür. Bu durum, AİHS m. 5 (Özgürlük ve Güvenlik Hakkı) kapsamında telafisi imkânsız bir zarar riski doğurduğundan, infazın durdurulması kaçınılmaz bir gereklilik halini alır.
AİHS m. 6 İhlali ve "Etkili Giderim" İlkesi
Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları ((örneğin; 2016/7967 sayılı Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu, 2020/33709 sayılı Ruşen Bayar Başvurusu gibi), AİHM ihlallerinin "etkili bir şekilde giderilmesini" anayasal bir zorunluluk olarak kabul eder. İnfazın durdurulması; sanığın, savunma haklarını etkin kullanabileceği duruşmalı bir yargılamaya katılabilmesinin ve olası bir beraat durumunda hak kayıplarının önlenmesinin ön koşuludur.
Dilekçede Kullanılabilecek Örnek Metinler
İhlalin Niteliği ve Etkili Giderim Vurgusu:
"Yargılamanın iadesi talebinin dayanağı olan AİHM ihlal kararı, mevcut mahkûmiyetin Sözleşme standartlarına aykırı bir şekilde tesis edildiğini tescil etmiş; özellikle AİHS m. 7 bağlamında mahkûmiyetin hukukilik temelini esastan tartışmalı hale getirmiştir. Bu aşamada infazın sürdürülmesi, ileride telafisi güç veya imkânsız sonuçlar doğurabileceği gibi, yeniden yargılamanın temel amacı olan ‘etkili giderim’ ilkesini de fiilen işlevsiz kılacaktır. Yeniden yargılama sürecinin amacına ulaşabilmesi ve ihlalin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılabilmesi için infazın ivedilikle durdurulması gerekmektedir."
Zarar ve Ölçülülük Dengesi:
"İnfazın devamı halinde müvekkilin maruz kalacağı [özgürlükten yoksun bırakılma / hak yoksunlukları / aile ve iş hayatına yönelik etkiler] nedeniyle ortaya çıkacak zararlar, iade talebinin ciddiyeti ve ihlalin ağırlığıyla karşılaştırıldığında açıkça ölçüsüzdür. Buna karşılık, infazın durdurulması kararı yeniden yargılamanın sağlıklı ve hukuka uygun şekilde yürütülmesini temin edecektir. Kamu düzeni yönünden doğabilecek olası riskler ise, mahkemenizce takdir edilecek [adli kontrol / teminat / diğer idari tedbirler] vasıtasıyla etkin bir şekilde yönetilebilir."
"İnfazın durdurulması, kamu düzenini sarsan bir tedbir değil; hak arama hürriyetini güvence altına alan bir denge aracıdır. Olası kaçma veya saklanma riskleri, mahkemenizce takdir edilecek adli kontrol veya diğer idari tedbirlerle (yurt dışı çıkış yasağı, imza vb.) etkin bir şekilde yönetilebilir. Buna karşılık, infazın devam etmesi halinde müvekkilin özgürlük hakkı üzerinde oluşacak zarar geri döndürülemez niteliktedir."
Kanunilik İlkesi (m. 7) Odaklı Argüman:
"AİHS m. 7 kapsamında tespit edilen ihlal, mevcut mahkûmiyetin hukuki temelini esastan tartışmalı hale getirmiştir. Bu aşamada infazın sürdürülmesi, Sözleşme’ye aykırılığı tescil edilmiş bir mahkûmiyetin icrası anlamına gelmekte olup, telafisi imkânsız özgürlük kayıplarına yol açmaktadır. Yeniden yargılama sürecinin amacına ulaşması ve etkili bir giderim sağlanabilmesi için infazın durdurulması yasal bir zorunluluktur."
Adil Yargılanma (m. 6) ve Beraat İhtimali Odaklı Argüman:
"AİHS m. 6 kapsamında saptanan ihlaller, yargılamanın adilliğini temelden sakatlamış olup, yeniden yapılacak yargılamanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek niteliktedir. İnfazın sürdürülmesi, ileride telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır. Hukuk devleti ilkesi, sonucun değişme ihtimali olan durumlarda özgürlüğün kısıtlanmamasını gerektirir."
Netice-i Talep Örneği:
"Açıklanan bu somut ve hukuki nedenlerle; yargılamanın iadesi talebimiz hakkında nihai karar verilinceye ve yeniden yargılama süreci usulüne uygun şekilde tamamlanıncaya kadar, CMK m. 312 uyarınca …. hakkındaki infazın durdurulmasına ve …. derhal tahliyesine karar verilmesini talep ederiz."
Not: İnfazın durdurulması talebinde bulunurken, CMK m. 312’nin mahkemeye tanıdığı takdir yetkisinin AİHM ve AYM kararlarıyla sınırlı olduğu hatırlatılmalıdır. Mahkemenin, ihlal tespitine rağmen infazı durdurmaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesinde yer alan "kararların bağlayıcılığı" ilkesinin ihlali anlamına gelecektir. Aksi bir karar durumunda usuli itirazlar yapılmalı ve sorun Bakanlar Komitesine bildirilmelidir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN KABULÜ İÇİN STRATEJİK YOL HARİTASI
CMK 311/1-f maddesi uyarınca yapılan başvurularda mahkemeler, sıklıkla "şartları oluşmadı" veya "ihlalin esasa etkili olmadığı" gerekçeleriyle talebi reddetme eğilimi göstermektedir. Bu direnci aşmak için dilekçe, yalnızca usuli bir başvuru değil, bir yargısal standart dayatması olarak kurgulanmalıdır.
Yargı Makamının "Bağlı Yetkisinin" Vurgulanması
Uygulamada mahkemeler, CMK 311/1-f kapsamındaki iade-i muhakeme taleplerini, mahkemenin takdirine bağlı bir "lütuf" alanı gibi görmekte ve "esasa etkili değil" diyerek bir ön inceleme ile talebi geri çevirebilmektedir.
Strateji:
Dilekçede, AİHM kararlarının uygulanmasının bir "takdir yetkisi" değil, bağlı bir yetki ve anayasal zorunluluk (Anayasa m. 90/son) olduğu açıkça ifade edilmelidir.
Argüman:
AİHM tarafından tespit edilen ihlal, kesinleşmiş hükmün hukukilik zeminini sakatlamıştır. Bu aşamada mahkemenin görevi ihlali "tartışmak" değil, ihlalin giderilmesi için kanunun emrettiği yeniden yargılama mekanizmasını derhal işletmektir.
Yargı Makamlarının “Ret kalıpları” ve Karşı Strateji
Mahkemelerin iade taleplerini reddederken kullandığı tipik kalıplara karşı şu hukuki yanıtlar geliştirilmelidir:
"İhlal Esasa Etkili Değildir" İtirazına Karşı:
Analiz:
Bu değerlendirme, henüz yeniden yargılama süreci başlamadan yapılan ve savunma haklarını dışlayan bir ön yargıdır.
Cevap:
AİHS m. 6 ihlali ile savunma hakkı bir bütün olarak sakatlanmış; AİHS m. 7 ihlali ise mahkûmiyetin kanunilik temelini ortadan kaldırmıştır. İhlalin esasa etkili olup olmadığına dair bir kanaat, ancak ihlalin giderildiği adil bir duruşma ortamında delillerin çelişmeli olarak tartışılmasından sonra kurulabilir. Duruşma açılmadan yapılan "etkisizlik" nitelemesi, ihlalin devamı niteliğindedir.
"Karar Genel Bir Karardır, Somut Dosyaya Uygulanamaz" İtirazına Karşı:
Analiz:
Mahkemeler, özellikle Yalçınkaya veya Demirhan vd. kararlarının yalnızca o dosyaların özelindeki teknik bir delil tartışması (örn. sadece ByLock tespiti) olduğunu iddia edebilmektedir.
Cevap:
AİHM’nin bu kararlardaki yaklaşımı salt bir delil tartışması değildir. Bu kararlar, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla kurulan mahkûmiyetlerde m. 7 güvencesi gereği; suçun maddi ve manevi unsurlarının varsayımlarla değil, bireyselleştirilmiş şekilde ispatlanmasını zorunlu kılan evrensel bir hukuk standardı getirmiştir. Somut dosyadaki mahkûmiyet kurgusu [ByLock/Banka/Dernek vb.] gibi olgulara otomatik sonuç bağladığı sürece, AİHM’nin getirdiği bu standartların dosyaya uygulanabilirliği somuttur ve mecburidir.
Emsal Kararların Argümanla Eşleştirilmesi
Dilekçenin ekinde emsal karar sunmak, sadece bir "ekler listesi" oluşturmak demek değildir. Sunulan içtihatlar, dilekçedeki somut iddialarla doğrudan ilişkilendirilmelidir.
Uygulama Notu: Sunulan bir AYM veya Yargıtay kararı dilekçede şu şekilde yer almalıdır: "Ekte sunduğumuz Yargıtay ... Ceza Dairesi'nin ... sayılı kararında da vurgulandığı üzere; ihlal kararına konu delilin mahkûmiyet kurgusundaki merkezi rolü, yeniden yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasını zorunlu kılan asli unsurdur (Bkz. Ek-1)."
Dilekçede Emsal Olarak Kullanılması Önerilen Karar Başlıkları:
Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları:
Yeniden yargılama taleplerinin kabulünde "ihlalin giderimi" ve "duruşma açılması zorunluluğuna" dair güncel içtihatlar (Örn: Yargılamanın İadesi standartlarını belirleyen kararlar).
Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu (Başvuru Numarası: 2016/7967 Karar tarihi: 22/07/2020 R.G. Tarih ve Sayı: 30/9/2020-31260)
Ruşen Bayar Başvurusu (Başvuru Numarası: 2020/33709 Karar tarihi: 15/06/2022 R.G. Tarih ve Sayı: 25/8/2022-31934)
Cahit Tamur ve Diğerleri Başvurusu (Başvuru Numarası: 2018/12010 Karar Tarihi: 24/2/2021 R.G. Tarih ve Sayı: 10/6/2021-31507)
Yüksel Yiğitdoğan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/12755 Karar Tarihi: 12/6/2018 R.G. Tarih ve Sayı: 19/7/2018-30483)
Şahin Akkan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2023/97399 Karar Tarihi: 25/6/2025)
Yargıtay Ceza Dairesi Kararları: Örgüt üyeliği suçunda maddi ve manevi unsurların (kastın) bireyselleştirilmesi gerektiğini, aksi durumun m. 7 ihlali olduğunu teyit eden güncel bozma kararları.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi 18.05.2017 Tarih, 2015/1217 E. Ve 2017/4202 K.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2020/1877 E., 2020/3093 K.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2022/9737 E., 2022/3263 K.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/14264 E., 2022/341 K.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/4135 E., 2022/1448 K.
AİHM Büyük Daire ve Grup Kararları:
Yalçınkaya / Türkiye kararı ile bu kararın uygulanma biçimini detaylandıran Demirhan vd. ile Ardıl Grup / Türkiye kararlarının ilgili paragrafları.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN REDDİ HALİNDE İTİRAZ STRATEJİSİ
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi, genellikle mahkemenin dosyayı esastan incelemekten kaçınmak için kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Bu aşamada yapılacak itirazın temel hedefi; kararı "usul hatası" üzerinden değil, "hak ihlalinin giderilme standardı" üzerinden hedef almaktır.
İtirazın Odak Noktası: Giderim Standardının İhlali
İtiraz dilekçesinde, yerel mahkemenin CMK 311/1-f maddesini daraltıcı bir yorumla ele alarak AİHM kararını "etkisizleştirdiği" vurgulanmalıdır. Mahkemenin "esasa etkisiz" veya "şartlar oluşmadı" şeklindeki gerekçeleri, aslında yargılamanın yenilenmesi kurumunun özüne yönelik bir saldırı olarak nitelendirilmelidir.
Temel Argüman: Mahkeme, AİHM ihlal kararının gereklerini yerine getirmek yerine, henüz yargılama başlamadan "sonuç değişmez" diyerek ihlali sürdürmektedir. Oysa Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatlarına göre; ihlal kararının gerekleri, şekli bir yaklaşımla değil, fiilen ve savunma haklarını canlandıracak şekilde yerine getirilmelidir.
(bknz. Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu (Başvuru Numarası: 2016/7967), Ruşen Bayar Başvurusu (Başvuru Numarası: 2020/33709), Cahit Tamur ve Diğerleri Başvurusu (Başvuru Numarası: 2018/12010), Yüksel Yiğitdoğan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/12755), Şahin Akkan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2023/97399))
İtiraz Dilekçesinin “4 Blok” Yapısı
Etkili bir itiraz dilekçesi, mahkemenin mantıksal hatalarını deşifre eden şu dört aşamalı yapıyla kurulmalıdır:
Blok 1: Usul, Süre ve Yetki Parametreleri:
Bu bölümde, itirazın süresi içinde yapıldığı, merciin yetkili olduğu ve başvurunun usuli şartlarının eksiksiz tamamlandığı net bir dille belirtilerek dosyanın esastan incelenmesinin önündeki "suni engeller" kaldırılır.
Blok 2: Ret Gerekçesinin Hukuki Teşhisi :
Mahkemenin ret gerekçesi, "yetki aşımı" ve "yanlış hukuki niteleme" üzerinden deşifre edilmelidir:
Örneğin; “Mahkeme, CMK 311/1-f maddesi kapsamında AİHM ihlal kararının gereğini yerine getirmek yerine, ‘şartları oluşmadı/esasa etkisiz’ diyerek kabul aşamasında esasa giren bir ret üretmiştir.”
Örneğin; “AİHM’nin ihlal kararının kesin hükmün sıhhatini etkilediği, dolayısıyla yeniden yargılama yapılması konusunda ciddi bir gerekçe oluşturduğu hâlde CMK 311/1-f maddesinin uygulanması ile ilgili yapılan yorumun AİHM kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediği açıkça görülmektedir.” gibi paragraflar kullanılabilir.
Blok 3: AYM Standardı – "Şekli Değil, Esaslı Giderim":
AYM'nin yerleşik içtihatları (Bkz: Mehmet Ali Ayhan (2), Ruşen Bayar, Cahit Tamur, Yüksel Yiğitdoğan, Şahin Akkan başvuruları), AİHM kararlarının iç hukukta "kağıt üzerinde" değil, "fiilen" uygulanmasını emreder.
Dosya üzerinden yapılan, savunmanın etkisiz kılındığı ve delillerin çelişmeli tartışılmadığı her yaklaşım, AYM tarafından "yeni bir ihlal" olarak görülmektedir.
Blok 4: Yalçınkaya, Demirhan ve Ardıl Grup Kararları Standartlarının Dayatılması:
İtirazın kalbi, ihlal kararının sadece "Bylock" gibi teknik bir detaya değil, m. 7 (Kanunilik) ve m. 6 (Adil Yargılanma) eksenindeki sistemik sorunlara dayandığını göstermektir:
m. 7 Ekseni:
Suçun unsurlarının bireyselleştirilmemesi ve otomatik cezalandırma mantığı.
m. 6 Ekseni:
Savunma hakkının, çekişmeliliğin ve delile erişimin engellenmesi.
Sonuç: Ret kararı bu iki ekseni karşılamadığı sürece, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan taahhütleri ihlal edilmeye devam etmektedir.
Sık Ret Gerekçelerine Göre “İtiraza Karşı Paketler”
Mahkemelerin kalıplaşmış ret cevaplarına karşı argümanlar:
Örneğin; “CMK 311/1-f maddesinin uygulanması bakımından belirleyici olan, AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararının bulunması ve ihlalin hükme dayanak yargılama süreciyle bağlantısının ortaya konulmasıdır. İlk derece mahkemesi, bu çerçeveyi işletmeksizin ‘şartları oluşmadı’ gerekçesiyle ret kararı vererek AİHM kararının iç hukukta etkili giderim doğurmasını engellemiştir. AYM içtihadı, AİHM kararlarının gereklerinin fiilen yerine getirilmesini zorunlu görmektedir.”
Örneğin; “AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararında tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.”
Örneğin; “Yargıtayın içtihatlarında yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi durumunda verilen ret kararının gerekçe bölümünde, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği, özellikle anılan AİHM kararının gerekçesi nazara alınarak kesinleşmiş karara atıf yapılmasıyla yetinilemeyeceği açıkça vurgulanmaktadır.”
Örneğin; “Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2) , B. No: 2016/12506, 7/11/2019).” Gibi ifadeler kullanılabilir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN REDDİ KARARI KESİNLEŞTİĞİNDE İZLENECEK YOL NE OLMALI?
Yeniden yargılama talebi reddedildiğinde ve bu karar kesinleştiğinde, strateji artık yerel mahkemeyi ikna etme çabasından çıkarak; devletin uluslararası taahhütlerini yerine getirmediğini tescil ettirme ve "icra denetimi" mekanizmalarını tetikleme aşamasına geçer. Bu kapsamda CMK 309 (kanun yararına bozma/yazılı emir), AYM bireysel başvurusu, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığına bildirim ve nihayet Bakanlar Komitesi’ne Rule 9 iletişimi gibi yolların amaçları, sıralaması ve birbirini nasıl tamamladığı tek bir icra hattı mantığı içinde planlanır.
Genel Strateji: Dosyayı “İcra Sorunu” Gerçeğine Dönüştürmek [5]
Ret kararı kesinleştiğinde temel argüman şudur: "AİHM ihlal kararı iç hukukta dirençle karşılaşmış ve uygulanmamıştır." Bu durum, meseleyi sadece sanığın şahsi durumundan çıkarıp, devletin AİHS m. 46 kapsamındaki "kararlara bağlılık" yükümlülüğünü ihlal ettiği bir düzleme taşır. Artık süreç, AYM’nin etkili giderim denetimi ve Bakanlar Komitesi’nin icra gözetimi ekseninde yürütülmelidir.
CMK Madde 309 : Kanun Yararına Bozma (Yazılı Emir)
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararı kesinleştiğinde olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak CMK Madde 309 kapsamında kanun yararına bozma talebinde bulunulabilir. Talepte;
“AİHM ihlal kararı mevcutken yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi, açıkça hukuka aykırıdır.”
“Ret kararı, CMK 311/1-f maddesinin emredici niteliğini görmezden gelmiştir.”
“CMK 311/1-f maddesi kapsamında AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi, açık kanun hükmünün hatalı uygulanması niteliğindedir. Bu nedenle CMK 309 maddesi uyarınca kanun yararına bozma talebinin kabul edilmesi ve ret kararının kaldırılması gerekmektedir.”
gibi ifadeler kullanılarak “bu durum, kanun yararına bozma sebebidir” şeklinde izah edilmelidir.
Yargıtay içtihatları ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurularında da sıkça şu ifadelere yer verilir;
“Avrupa İnsan Hakları mahkemesinin ihlal kararları doğrultusunda yeniden yargılama yapmak CMK 311. maddenin 1/f fıkrasının emredici hükmüdür”( Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 16/7/2018 tarihli ve E.2016/3457, K.2018/2466 sayılı ilamı)”
“AİHM tarafından verilen ihlalin ceza hükmüyle bağlantılı olduğu ve ihlalin yeniden yapılacak yargılama sonucunda giderilebileceği hâllerde yeniden yargılama yapılmasının gerekeceği açıktır (Ruşen Bayar [2. B.], B. No: 2020/33709, 15/6/2022)”
Not: CMK madde 309, bireysel hak telafisi sağlamayabilir; fakat sistemik hatayı kayıt altına alır ve Adalet Bakanlığını sorunun çözümüne müdahil olmaya zorlar.
Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararı kesinleştiğinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmalıdır. İç hukuktaki en etkili denetim mekanizması AYM bireysel başvurusudur. Burada odak, sadece "kararın yanlışlığı" değil, mahkemenin AİHM kararını uygulamayarak Anayasa m. 36 (Adil Yargılanma) ve m. 90/son (Uluslararası antlaşmaların üstünlüğü) hükümlerini ihlal ettiğidir. Başvurunun çerçevesi somut dosyaya göre değişmekle birlikte; adil yargılanma hakkı (özellikle gerekçeli karar hakkı), etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağı gibi başlıklar değerlendirilebilir.
Örneğin; “Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi, AİHM kararının bağlayıcılığını fiilen ortadan kaldırmış; başvurucunun adil yargılanma ve kanunilik güvencelerinden yararlanmasını engellemiştir. Bu durum Anayasa’nın 36. ve 38. maddeleriyle güvence altına alınan hakların ihlalidir.”
“"Derece mahkemesinin ret kararı, AİHM’in kesinleşmiş ihlal tespitini etkisiz kılmış ve başvurucunun 'etkili başvuru hakkını' elinden almıştır. AYM'nin Ruşen Bayar (B. No: 2020/33709) kararında altını çizdiği üzere; ihlalin ceza hükmüyle bağlantılı olduğu durumlarda yargılamanın yenilenmesi anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluğun yerine getirilmemesi, yargılamanın adilliğini temelden zedelemektedir” gibi paragraflar kullanılabilir.
Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı’na Başvuru
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararı kesinleştiğinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı’na başvuru yapmak da oldukça önem arz eder. Bu başvuru, ileride Bakanlar Komitesi aşamasında “ulusal makamlar bilgilendirildi” göstergesi niteliğindedir.
Başkanlığa başvuruda bulunurken amaç dosyayı “bireysel hata” değil, “AİHM kararının uygulanmaması” başlığına taşımak olmalıdır. Başvuru dili teknik ve sakin olmalıdır.
Örneğin; “Başvurucu hakkında AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereği, derece mahkemelerince yerine getirilmemiştir. Yargılamanın yenilenmesi talebi, CMK 311/1-f maddesinin açık hükmüne rağmen reddedilmiştir. Bu durum AİHS m.46 kapsamında bağlayıcı olan kararın icrasını engellemektedir. Konunun icra süreci kapsamında değerlendirilmesini ve ilgili mercilere bildirilmesini talep ederiz.” Gibi paragraflar kullanılabilir.
Bakanlar Komitesi – Rule 9.1 Başvurusu (İcra Gözetimi)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md. 46’ya göre, AİHM kararlarının infazı Bakanlar Komitesi tarafından takip edilir. Bu sürecin işlemesinde yapılacak değerlendirmeler büyük oranda taraflardan gelecek bilgilere dayanmaktadır. Dolayısıyla başvurucuların ve temsilcilerinin Bakanlar Komitesine önemli gelişmeleri bildirmesi, kararların icrası açısından hayati önem taşımaktadır.
Rule 9.1 başvurusu, ilgili kişi veya temsilcisinin[6], AİHM kararının Türkiye tarafından halen uygulanmadığını resmi olarak Komite’ye bildirmesidir. Eğer iç hukuk yolları tüketilmesine rağmen ihlal giderilmiyorsa, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne Rule 9.1 (Kural 9) kapsamında bildirimde bulunulur. Teknik olarak bir "temyiz dilekçesi" değil, bir "izleme ve bilgi notu" mahiyetindedir.
Yargılamanın yenilenmesi talebinin esas veya usulden reddedilmesi durumunda, Komite[7]’nin karar verme mekanizmasını tetikleyecek bir Rule 9.1 başvurusu için ret gerekçelerini karşılar nitelikte bir dilekçe üzerinde çalışmak etkili olabilecektir.
İHLALİN SÜREKLİLİĞİ VE ŞEKLİ YARGILAMA: YENİDEN YARGILAMA SONRASI MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ VE STRATEJİK ADIMLAR
Olağan Kanun Yollarına Başvuru (İstinaf ve Temyiz)
Yeniden yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararı yeni bir hükümdür ve genel hükümlere göre istinaf/temyiz yoluna tabidir.
Dilekçelerde mahkemenin AİHM kararının "özüne" aykırı hareket ettiği, bireyselleştirme yapmadığı ve m. 7 kapsamındaki öngörülebilirlik standardını yine ihlal ettiği vurgulanmalıdır.
Örneğin; “Mahkemenizce yapılan yeniden yargılama sonucunda tesis edilen mahkûmiyet[8] hükmü, AİHM’in Yalçınkaya ve Demirhan ve Ardıl Grup kararlarında ortaya koyduğu hukukilik standartlarının özüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Söz konusu karar, suçun maddi ve manevi unsurları çerçevesinde yapılması gereken bireyselleştirilmiş incelemeyi yine 'otomatik bir çıkarımla' ikame ederek , sanığın örgütsel hiyerarşiye dâhil olma iradesini ve şahsi kusurunu somut olgularla ortaya koyamamıştır. ByLock kullanım tespiti gibi verileri, her davanın kendi koşulları içinde değerlendirmek yerine 'tek tip ve kategorik' bir ispat aracı olarak kabul eden bu yaklaşım, eylem tarihinde makul bir kişi bakımından öngörülebilir olmayan bir yorumla cezai sorumluluk ihdas ederek AİHS m. 7 kapsamındaki yasallık ilkesini bir kez daha ihlal etmiştir. Sonuç olarak, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla açılan bu yargılama, AİHM’nin sistemik düzeyde saptadığı 'otomatik cezalandırma' mantığını sürdürerek başvurucunun temel haklarını yeniden ve daha ağır bir şekilde zedelemiştir” gibi paragraflar kullanılabilir.
Bakanlar Komitesi - Rule 9.1 Bildirimi
Yeniden mahkûmiyet kararı verilmesi, AİHM kararının ruhuna aykırı bir yargı uygulamasıdır ve Bakanlar Komitesine acilen bildirilmelidir.
Komiteye, devletin mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırmak yerine ihlali "şekli bir yargılama" ile meşrulaştırmaya çalıştığı raporlanmalıdır. Bu bildirim, kararların icrası açısından hayati önem taşımaktadır. Bu konuyla ilgili kılavuzun 7/v… bölümünde “Bakanlar Komitesi – Rule 9.1 Başvurusu (İcra Gözetimi)” başlığı altında daha detaylı bilgi verilmiş olup ayrıca “AİHM KARARLARINA UYULMAMASI NEDENİYLE AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNE BAŞVURU REHBERİ” nden yararlanabilirsiniz.
Anayasa Mahkemesine (AYM) Yeni Bireysel Başvuru
Yeniden yargılama sürecindeki hak ihlalleri (örn: adil yargılanma hakkının ihlalinin devamı), iç hukuk yolları tükendikten sonra AYM önüne taşınmalıdır. İç hukuktaki en etkili denetim mekanizması AYM bireysel başvurusudur.
AYM'nin "etkili giderim" standardına atıf yapılarak, derece mahkemesinin ihlal kararının gereklerini fiilen yerine getirmediği savunulmalıdır. Burada odak, sadece "kararın yanlışlığı" değil, mahkemenin AİHM kararının "özüne" aykırı hareket ettiği ve Anayasa m. 36 (Adil Yargılanma) ve m. 90/son (Uluslararası antlaşmaların üstünlüğü) hükümlerini ihlal ettiğidir. Başvurunun çerçevesi somut dosyaya göre değişmekle birlikte; adil yargılanma hakkı (özellikle gerekçeli karar hakkı), etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağı gibi başlıklar değerlendirilebilir.
Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesine Bilgilendirme
Dosyanın bir "icra sorunu" olduğu tescil edilmeli ve ulusal makamların AİHM kararını uygulama yükümlülüğü hatırlatılmalıdır. Bu başvuru, ileride Bakanlar Komitesi aşamasında “ulusal makamlar bilgilendirildi” göstergesi niteliğindedir.
Bu bildirimle konunun sadece bir "temyiz" meselesi değil, devletin uluslararası taahhüdünü yerine getirmemesiyle ilgili bir "icra denetimi" meselesi olduğu tescil edilir. Başvuru dili teknik ve sakin olmalıdır.
Örneğin; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) [Karar Adı ve Başvuru No] sayılı kesinleşmiş ihlal kararı uyarınca yapılan yeniden yargılama sonucunda, yerel mahkemece AİHM’nin saptadığı sistemik sorunlar ve hukukilik standartları göz ardı edilerek yeniden mahkûmiyet hükmü tesis edilmiştir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin AİHS m. 46 uyarınca üstlendiği 'kararların icrası' yükümlülüğünün ve ihlalin sonuçlarını tamamen ortadan kaldırma (restitutio in integrum) ödevinin açık bir ihlali niteliğindedir. Söz konusu yargısal uygulamanın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nezdindeki icra denetimi süreci (Demirhan ve Ardıl Grup Kararları) kapsamında ivedilikle değerlendirilmesini talep ederiz. İşbu bildirim, iç hukukta ihlalin giderilmediğini ve kararın ruhuna aykırı uygulamanın sürdürüldüğünü belgelemek amacıyla yapılmış olup, Bakanlar Komitesi nezdinde yürütülecek Rule 9.1 süreci kapsamında delil olarak kullanılacaktır."
- [1] Konuyla ilgili ileri okuma için bknz. Kaynakça: Ar. Gör. Cemre Belçim GÖLBAŞI UÇAR, AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI: SÖZLEŞME’Yİ AŞAN BİR SONUÇ OLARAK OBJEKTİF ETKİBinding Force of ECHR Judgments: Objective Effect as a Result Transcending the Convention
- [2] Konuyla ilgili ileri okuma için bknz. Kaynakça: Dr. Gökhan GÜNEŞ, YALÇINKAYA KARARININ İCRASI SÜRECİ (AİHS’İN 46. MADDESİ)
- [3] Konuyla ilgili ileri okuma için bknz. Kaynakça:YRD. DOÇ. DR. FARUK BİLİR, Anayasanın 90. Maddesinde Yapılan Değişiklik Çerçevesinde Milletlerarası Andlaşmaların İç Hukuktaki Yeri
- [4] Bknz sayfa13 vd. “Yargılamanın Yenilenmesi Sürecinde İnfazın Durdurulması Talebi Nedir?”başlığı
- [5] Av. Serkan Cengiz, İzmir Barosu Üyesi, TBB İHM Yürütme Kurulu Üyesi, TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ İNSAN HAKLARI MERKEZİ AİHM KARARLARININ İCRASI
- [6] Bknz. AİHM KARARLARINA UYULMAMASI NEDENİYLE AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNE BAŞVURU REHBERİ(Sayfa 27 vd,)
- [7] Bknz. Farklı Ret Senaryolarına Göre Özelleştirilmiş Rule 9.1 Bildirim Şablonları(Sayfa 46 vd.)
- [8] Bknz Dilekçe Örneklerisayfa 29 vd.
- [9] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye açısından AİHM kararlarının bağlayıcılığını düzenleyen ilgili maddesi şöyledir:“MADDE 46 Kararların bağlayıcılığı ve infazı1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.3. Bakanlar Komitesi, kesinleşen bir kararın infazının denetlenmesinin, söz konusu kararın yorumundan kaynaklanan bir zorluk nedeniyle engellendiği kanaatinde ise, bu yorum konusunda karar vermesi için Mahkeme’ye başvurabilir. Mahkeme’ye başvurma kararı, Komite toplantılarına katılma hakkına sahip temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınır.4. Bakanlar Komitesi, bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın, taraf olduğu bir davada verilen kesin karara uygun davranmayı reddettiği görüşünde ise, ilgili Taraf’a ihtarda bulunduktan sonra, Komite toplantılarına katılmaya yetkili temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınacak bir kararla, ilgili Taraf’ın 1. fikrada öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini Mahkeme’ye intikal ettirebilir.5. Mahkeme 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit ederse, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderir. Mahkeme, eğer 1. fıkranın ihlal edilmediğini saptarsa, davayı, incelemesine son verecek kararı alması için Bakanlar Komitesi’ne iletir.”
Karar Özetleri
AİHM DEMİRHAN VE ARDIL GRUP KARARLARI KARAR ÖZLERİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Büyük Daire tarafından verilen Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararındaki temel ilkeleri somutlaştırdığı ve benzer nitelikteki binlerce başvuruyu karara bağladığı 'takip davaları' (follow-up cases) grubunu içermektedir. Demirhan, Seyhan, Bozyokuş ve Karslı gibi grup kararları; yerel mahkemelerin terör örgütü üyeliği yargılamalarında suçun maddi ve manevi unsurlarını bireyselleştirmeden, rutin faaliyetleri 'otomatik suç karinesi' sayan yaklaşımlarının sistemik bir ihlal teşkil ettiğini tescil etmektedir. Aşağıda sunulan karar özleri, yeniden yargılama dilekçelerinde mahkûmiyet kurgusunu hukuki ve teknik açıdan çürütmek için kullanılacak en güncel ve en güçlü emsal çerçevesini oluşturmaktadır.
DEMİRHAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
Dava adı: DEMİRHAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE Başvuru numarası: 1595/20 ve 238 diğer başvuru (toplam 239 başvuru) Daire: İkinci Daire (Second Section), 7 hâkimli Daire kararı Karar tarihi: 22 Temmuz 2025 Kesinleşme tarihi: 03 Kasım 2025 (AİHS m. 44 § 2 uyarınca) İhlal edilen maddeler: AİHS m. 7 – “kanunsuz ceza olmaz” ilkesinin ihlali Temel Nitelik: Bu karar, AİHM Büyük Dairesi'nin Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararında tespit ettiği ihlalleri temel alan bir "takip davası" (grouped follow-up) niteliğindedir. Mahkeme, Demirhan dosyalarını, Yalçınkaya Büyük Daire kararında ortaya konan bağlam ve ilkeler çerçevesinde değerlendirmiş; ByLock’a ilişkin kategorik/otomatik yaklaşımın hem m. 7 hem de m. 6 § 1 bakımından ihlale yol açtığını belirtmiştir. Sorunun çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir problem olduğunu ve ulusal düzeyde çözüm gerektirdiğini ayrıca vurgulamıştır. 1. Davanın Konusu ve Arka Planı Demirhan ve Diğerleri davası, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında, başvurucuların FETÖ/PDY ile bağlantılı oldukları iddiasıyla TCK m. 314 § 2 uyarınca “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan yargılanmaları ve mahkûm edilmeleriyle ilgilidir. Başvurucuların mahkûmiyetlerinin belirleyici ölçüde, ulusal mahkemelerce FETÖ/PDY üyelerine özgü olduğu kabul edilen şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock’u kullandıkları iddiasına dayandırıldığı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyetlere karşı yapılan bireysel başvuruları özet biçimde reddetmiştir. 2. Delil Türleri Karar metni, ByLock dışında yer alan ve dosyadan dosyaya değişebilen “diğer delilleri” örnekleyerek sayar. Bunlar arasında, özetle: Bank Asya hesap işlemleri, dernek/vakıf/sendika üyeliği, irtibatlı kurumlarda çalışma/üyelik, mesaj içerikleri, genel tanık/itirafçı beyanları, yayın/materyal bulundurma, yurt dışı giriş-çıkış/seyahatler, bağışlar, demokratik gösteriler, yurt/konut ikameti, sosyal medya paylaşımları, Kakao Talk/Eagle kullanımı, HTS kayıtları gibi olgular sayılmaktadır. 3. Kararın Özü ve İhlal Gerekçeleri AİHM, Türk Mahkemelerinin ByLock kullanımına yönelik "tek tip ve küresel" yaklaşımının Sözleşme'yi ihlal ettiğine hükmetmiştir. A. Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi (Madde 7) Mahkeme, 6 oya karşı 1 oyla bu maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
B. Adil Yargılanma Hakkı (Madde 6 § 1) Mahkeme, yine 6 oya karşı 1 oyla bu maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
4. Tazminat ve Giderler (Madde 41)
5. Kararın Sistemsel Önemi Mahkeme, ihlale yol açan durumun izole bir olay değil, çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir problem olduğunu; Yalçınkaya sonrasında Hükümete 5.000 benzer başvurunun bildirildiğini ve dosya birikiminin sürdüğünü kaydetmiştir. Ayrıca Mahkeme, davanın ana hukuki meselelerini ele aldığını belirterek başvurucuların diğer şikâyetleri hakkında ayrıca inceleme yapmaya gerek görmemiştir. 6. Uygulamaya İlişkin Notlar
|
SEYHAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
Dava adı: SEYHAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE Başvuru numarası: 57837/19 ve 851 diğer başvuru Yargı mercii: AİHM İkinci Bölüm- Komite (3 Yargıç) Karar tarihi: 16 Aralık 2025 Kesinlik durumu: Bu karar kesindir. Komite kararları AİHS m. 28 kapsamında kesin niteliktedir. İhlal edilen maddeler: AİHS m. 6 § 1 – adil yargılanma hakkının ihlali m. 7 (ve ayrıca bazı başvurucular bakımından m. 5, 8, 9, 10, 11, 14 vb.) yönünden ayrı incelemeye gerek olmadığı değerlendirilmiştir. Temel Nitelik: Karar, ByLock temelli TCK 314/2 mahkûmiyetlerine ilişkin, Yüksel Yalçınkaya ve Demirhan çizgisindeki değerlendirmelerin “takip” dosyalarına uygulanmasına dair Komite kararıdır. Hükümetin, dosyaların Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazı reddedilmiştir; başvurular birleştirilerek tek karar altında görülmüştür. 1. Davanın Konusu ve Arka Planı Bu dava, Türk makamlarınca FETÖ/PDY olarak nitelenen yapı kapsamında, başvurucuların silahlı terör örgütüne üyelik (TCK 314/2) suçundan mahkûmiyetlerine ilişkindir. Mahkûmiyetlerin belirleyici dayanağı, başvurucuların “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıklarının kabul edilmesidir. Yerel makamlar, ByLock’un yalnızca örgüt üyelerinin kullanımına yönelik olduğu ve kullanım tespitinin tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yaklaşımını benimsemiştir. 2. Delil Türleri Karar metni, ByLock dışında yer alan ve dosyadan dosyaya değişebilen “diğer delilleri” örnekleyerek sayar. Bunlar arasında, özetle: ByLock kullanımının ikrarı; şifresi çözülen mesaj içerikleri; tanık beyanları; sendika/dernek/vakıf üyelikleri; Bank Asya hesap işlemleri; örgüt yanlısı yayın/ materyal; seyahat ve giriş-çıkış kayıtları; bağışlar; gösteri/örgütsel faaliyet iddiası; sosyal medya paylaşımları; yurt/konutlarda kalma; Kakao Talk/Eagle gibi uygulamalar; HTS ve diğer dijital kanıtlar; örgütle bağlantılı kurum/şirketlerde istihdam/üyelik ve bunlara dair tanık anlatımları sayılmaktadır. Ayrıca bazı dosyalarda, ByLock bulgularının ayrıntılı raporları dosyaya gelmeden mahkûmiyet verildiği de belirtilir. 3. Kararın Özü ve İhlal Gerekçeleri Mahkeme, Demirhan’da ayrıntılandırılan gerekçelere atıfla, Yalçınkaya’daki bulgulardan sapmayı gerektiren bir neden görmediğini; ByLock kullanımının, uygulamada “tek tip ve global” yaklaşımla, suçun tüm unsurlarının varlığına ilişkin kesin kanıt gibi ele alındığını vurgular. Mahkeme, bazı dosyalarda ByLock dışı materyaller bulunabileceğini bütünüyle dışlamamakla birlikte, gerçekliğin ByLock tespitinin tek başına “kurucu unsur” gibi kullanılması olduğunu ve bunun savunma haklarını zedelediğini değerlendirir. Bu çerçevede AİHM, AİHS m. 6 § 1’in ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Ayrıca Mahkeme, bazı başvurucular bakımından ileri sürülen AİHS m. 7 şikâyetlerini (ve diğer kalan şikâyetleri) ayrı ayrı incelememeye karar vermiş; davanın ortaya koyduğu “temel hukuki sorunun” m. 6 § 1 ihlali tespitiyle ele alındığını belirtmiştir. 4. Uygulamaya İlişkin Notlar
|
BOZYOKUŞ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
Dava adı: BOZYOKUŞ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE Başvuru numarası: 39586/20 ve 131 diğer başvuru (toplam 132 başvuru) Yargı mercii: AİHM İkinci Bölüm- Komite (3 Yargıç) Karar tarihi: 16 Aralık 2025 Kesinlik durumu: Bu karar kesindir. Komite kararları AİHS m. 28 kapsamında kesin niteliktedir. İhlal edilen maddeler: AİHS m. 7 – “kanunsuz ceza olmaz” ilkesinin ihlali Temel Nitelik: Bu karar, ByLock temelli TCK 314/2 mahkûmiyetlerine ilişkin, Yalçınkaya ve Demirhan sonrasında verilen takip (follow-up) Komite kararıdır; başvurular birleştirilerek tek kararda incelenmiş, ayrıca Hükümetin “Komite incelemesine” ilişkin itirazı reddedilmiştir 1. Davanın Konusu ve Arka Planı Bu dava, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası süreçte, başvurucuların Türk makamlarınca FETÖ/PDY olarak nitelenen yapıyla bağlantı iddiasıyla silahlı terör örgütüne üyelik (TCK 314/2) suçundan mahkûm edilmelerine ilişkindir. Mahkûmiyetlerin esas dayanağı, başvurucuların ByLock adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıkları kabulüdür. 2. Delil türleri Mahkeme, başvurucular aleyhine (varsa) ByLock dışında şu tür delillerin de ileri sürülebildiğini özetler: ByLock kullanımının ikrarı; şifresi çözülen mesaj içerikleri veya tanık beyanları; sendika/dernek/vakıf üyelikleri; Bank Asya işlemleri; örgüt yanlısı yayın/materyal; seyahat ve giriş-çıkış kayıtları; bağışlar; gösteri/örgütsel faaliyet iddiaları; sosyal medya paylaşımları; yurt/konutlarda ikamet; Kakao Talk/Eagle gibi diğer uygulamalar; HTS kayıtları ve diğer dijital kanıtlar; örgütle bağlantılı kurum/şirketlerde istihdam/üyelik ve bunlara dair tanık anlatımları. Ayrıca bazı dosyalarda, ByLock bulguları/raporları ayrıntılı biçimde dosyaya girmeden mahkûmiyet verildiği de belirtilir. 3. Kararın Özü ve İhlal Gerekçeleri Mahkeme, Yalçınkaya ve Demirhan’da ortaya konan tespitlerden sapmayı gerektiren bir neden görmemiştir. Özellikle, ulusal mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin yaklaşımının, ByLock kullandığı tespit edilen kişilerin yalnızca bu gerekçeyle TCK 314/2 kapsamında mahkûm edilebileceği sonucunu doğurduğunu; bu “kategorik” yaklaşımın fiilen ByLock kullanıcılarına objektif sorumluluk yüklediğini ve bunun AİHS m. 7 kapsamındaki hukuka uygunluk (öngörülebilirlik/kanunilik) güvenceleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştır. Bu nedenle Mahkeme, somut olayların ışığında AİHS m. 7’nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. 4. AİHS m. 6/1 şikâyeti neden ayrıca incelenmedi? Bazı başvurucular m. 6/1 kapsamında da şikâyette bulunmuş; Hükümet ise bu şikâyetler yönünden iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ön itiraz ileri sürmüştür. Mahkeme, bu davalar grubunda temel sorunun münferit usul aksaklıklarından ziyade, ByLock deliline ilişkin tek tip ve “küresel” yaklaşım olduğunu; m. 7 ihlali tespiti sonrasında başvurucuların Yalçınkaya ilkeleri ışığında yeniden yargılama talep edebileceğini belirterek, m. 6/1 şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esasını ayrıca incelememeye karar vermiştir. 5. Uygulamaya İlişkin Notlar
|
KARSLI VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
Dava adı: KARSLI VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE Başvuru numarası: 18693/20 ve 1435 diğer başvuru Yargı mercii: AİHM İkinci Bölüm- Komite (3 Yargıç) Karar tarihi: 16 Aralık 2025 Kesinlik durumu: Bu karar kesindir. Komite kararları AİHS m. 28 kapsamında kesin niteliktedir. İhlal edilen maddeler: AİHS m. 7 – “kanunsuz ceza olmaz” ilkesinin ihlali Temel Nitelik: Karar, bylocock temelli TCK 314/2 mahkûmiyetlerine ilişkin, Yüksel Yalçınkaya ve Demirhan sonrası verilen takip (follow-up) Komite kararıdır. Başvurular birleştirilmiş, Hükümetin Komite incelemesine yönelik itirazı reddedilmiştir. 1. Davanın Konusu ve Arka Planı Dava, Türk makamlarınca “FETÖ/PDY” olarak nitelenen ve 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü bağlamında değerlendirilen süreçte, başvurucuların silahlı terör örgütüne üyelik (TCK 314/2) suçundan mahkûm edilmelerine ilişkindir. Mahkûmiyetlerin esas dayanağı, başvurucuların bylock adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullandıklarının kabul edilmesidir. Yerel makamlar, ByLock’un yalnızca örgüt üyelerinin kullanımına yönelik olduğu ve kullanım tespitinin mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğu yaklaşımını benimsemiştir. 2. Delil türleri Karar metni, ByLock’un yanında (varsa) şu tür unsurların delil olarak ileri sürülebildiğini özetler: ByLock kullanımının ikrarı; şifresi çözülen mesaj içerikleri veya tanık beyanları; sendika/dernek/vakıf üyelikleri; Bank Asya hesap işlemleri; örgüt yanlısı yayın/ materyal; seyahat ve giriş-çıkış kayıtları; bağışlar; gösteri/örgütsel faaliyet iddiaları; sosyal medya paylaşımları; yurt/konutlarda ikamet; Kakao Talk/Eagle gibi uygulamalar; HTS ve diğer dijital kanıtlar; örgütle bağlantılı kurum/şirketlerde istihdam/üyelik ve bunlara ilişkin tanık anlatımları. Ayrıca bazı dosyalarda, ByLock bulguları ve değerlendirme raporları ayrıntılı biçimde dosyaya girmeden mahkûmiyet verildiği belirtilir. 3. Kararın Özü ve İhlal Gerekçeleri Mahkeme, bazı dosyalarda Yalçınkaya’da tartışma konusu olmayan materyaller bulunabileceğini not etmekle birlikte, Demirhan’da açıklanan gerekçelerle Yalçınkaya bulgularından sapmayı gerektiren bir neden görmemiştir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, AİHS m. 7 ve m. 6 § 1’in ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, bazı başvurucuların m. 5, 8, 9, 10, 11, 14 gibi diğer maddelere dayanan şikâyetleri bulunduğunu kaydetmiş; ancak m. 7 ve m. 6/1 ihlali tespiti ışığında, kalan şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin ayrıca inceleme yapmaya gerek olmadığına karar vermiştir. 4. Uygulamaya İlişkin Notlar
|
Bilimsel Mütalaalar
CEZA HUKUKU AKADEMİSYENLERİNDEN BİLİMSEL MÜTALAALAR (CMK m. 67/6)
Yargılamanın yenilenmesi sürecinde mahkemelerin "şablon" veya "soyut" bulup reddettiği savunma argümanlarını, hukuk biliminin süzgecinden geçmiş Uzman Mütalaaları ile desteklemek davanın kaderini değiştirebilir. CMK m. 67/6 uyarınca mahkemeye sunulan bu bilimsel görüşler; sadece birer savunma belgesi değil, mahkemenin karar verirken görmezden gelemeyeceği hukuki rehberlerdir. Özellikle AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup kararlarında vurguladığı; ByLock verilerine atfedilen "kategorik/tek tip" ispat değerinin hukuksuzluğu, suçun manevi unsurunun otomatik varsayımla ikame edilmesinin yarattığı hak ihlalleri ve AİHS m. 7 kapsamındaki yasallık ilkesi ihlalleri uzman mütalaalarının temelini oluşturmalıdır. Bu bilimsel görüşler, mahkemenin takdir yetkisini AİHS ve AYM standartlarına uygun kullanmasını zorunlu kılan, savunmanın elindeki en güçlü akademik "meşruiyet" aracıdır.
Bakanlar Komitesi / Rule 9.1
AİHM KARARLARINA UYULMAMASI NEDENİYLE AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNE BAŞVURU REHBERİ
AİHM kararlarının iç hukukta kağıt üzerinde kalmaması ve fiilen uygulanması için en kritik denetim mekanizması Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’dir. Aşağıda bu sürecin işleyişi ve başvuru yöntemlerine dair hazırlanan kapsamlı rehber yer almaktadır.
Bakanlar Komitesinin Rolü ve Denetim Süreci
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 46 uyarınca, AİHM kararlarının infaz süreci Bakanlar Komitesi tarafından denetlenir. Komite, kararların gereğinin yerine getirilip getirilmediğini takip ederken şu aşamaları izler:
İzleme ve İhtar:
Karara uyulmaması durumunda ilgili devlete ihtar gönderilir.
İhlal Prosedürü:
Üçte iki oy çokluğuyla dosya, karara uyulup uyulmadığının tespiti için tekrar AİHM’ye gönderilebilir.
Değerlendirme:
AİHM karara uyulmadığını tespit ederse, alınacak tedbirlerin belirlenmesi için dosyayı yeniden Komiteye sevk eder.
Bu sürecin etkinliği, büyük oranda tarafların (başvurucular ve temsilcileri) Komiteyi bilgilendirmesine bağlıdır.
Bakanlar Komitesine Bildirim Yapılabilecek Haller
İhlal kararının giderilmesi için sadece yargılamanın yenilenmesi (iade-i muhakeme) kararı verilmiş olması yeterli değildir; kararın ruhuna aykırı her türlü uygulama bildirim konusudur. Özellikle şu durumlarda bildirim yapılmalıdır:
Ret Kararları:
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi (İtiraz sonucunu bekleme zorunluluğu yoktur).
İnfazın Durdurulmaması:
Yeniden yargılama kararına rağmen infazın durdurulması talebinin reddi.
Orantısız Tedbirler:
Yurtdışı çıkış yasağı gibi ağır adli kontrol tedbirlerinin devamı.
ByLock Odaklı Araştırmalar:
Mahkemenin halen ByLock deliline mutlak değer vererek ek araştırmalar yapması.
Aynı Kararın Verilmesi:
Yeniden yargılama sonucunda önceki mahkûmiyetle birebir aynı hükmün kurulması.
Başvuru Usulü ve Teknik Ayrıntılar
Bakanlar Komitesine başvuru süreci AİHM’ye kıyasla daha az şekilcidir ancak etkili olması için belirli kurallara tabidir.
Başvuru Kanalları ve Dil
Yöntem: Başvurular sadece e-mail yoluyla yapılır.
Dil: Başvurunun etkili incelenmesi için İngilizce veya Fransızca dillerinden biri zorunludur.
Etkili Bir Bildirim İçin İpuçları
Kısalık: Konu mümkün olduğunca net ve kısa tutulmalıdır.
E-mail Başlığı: Mutlaka başvuru numarası belirtilmelidir.
Örnek: Non-execution of the final ECHR judgment in X v. Türkiye (Application no. X/X).
Ekler (PDF): Kararlar ve dilekçeler .pdf formatında gönderilmelidir (UDF kabul edilmez). Ekler listesi kısa tutulmalı; sadece iade talebi, ret kararı ve itiraz belgeleri gibi temel evraklar konulmalıdır.
Tercüme: Bildirim metni yabancı dilde olmalı, ancak ekli belgelerin Türkçe orijinal haliyle gönderilmesinde sakınca yoktur.
Yalçınkaya Ve Ardıl Grup Kararlarında Güncel Durum
Yalçınkaya kararı öncü (leading) karar olmakla birlikte, devamındaki listeler mükerrer (repetitive) kararlar olarak sınıflandırılmıştır. Bu nedenle Demirhan, Karslı, Seyhan ve Bozyokuş listeleriyle ilan edilen kararların icrası Yalçınkaya grubu altında değerlendirilmektedir. Yapılan bildirimler ve toplantı gündemleri hudoc.exec.coe.int sitesinde ilan edilir. Başvurucular bildirim yapmazsa, Komite sadece Hükümet ve STK raporlarına göre karar verir. Komite, ByLock araştırması eksikliği nedeniyle verilen bazı bozma kararlarını müspet karşılasa da sahadaki uygulamanın halen sorunlu olduğu bilinmektedir.
Bakanlar Komitesi, bu soruna binlerce kişiyi kapsayan toplu bir çözüm getirilmesi çağrısını sürdürmektedir. Başvurucuların doğru metotlarla sürece dahil olması, kararların icrası açısından hayati önem taşımaktadır.
Dilekçe Örnekleri
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
İNFAZIN DURDURULMASI TALEPLİDİR
DURUŞMA TALEPLİDİR.
… AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
(Hükmü veren ilk derece mahkemesi)
DOSYA NO : [20../…] Esas – [20../…] Karar
YARGILAMANIN YENİLENMESİNİ
TALEP EDEN :
MÜDAFİ :
KONU : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin [Demirhan ve Diğerleri/Türkiye] kararının 03.11.2025 tarihinde kesinleşmesi üzerine; CMK m.311/1-f uyarınca duruşma açılmasına ve yargılamanın yenilenmesine, yargılama sonuçlanıncaya kadar CMK m.312 uyarınca infazın durdurulmasına (ve bu kapsamda tahliyeye), ve yapılacak yeniden yargılama sonunda CMK m.223/2 gereğince müvekkilin BERAATİNE karar verilmesi istemidir.
AÇIKLAMALAR :
Mahkemenizin [tarih] tarihli, [Esas/Karar] sayılı kararı ile TCK m.314/2 kapsamında müvekkilin “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş; hüküm [kesinleşme tarihi / Yargıtay ilam tarihi] itibarıyla kesinleşmiştir.
Kesinleşen mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak yapılan AİHM başvurusu sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22.07.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararında (müvekkil de dahil 239 başvurucu) AİHS m.7 (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve AİHS m.6/1 (adil yargılanma hakkı) hükümlerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Hükümetin itirazının reddi üzerine karar 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiştir.
Müvekkil hakkında verilen AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararı karşısında, CMK m.311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi zorunluluğu doğmuştur. İhlalin mahkûmiyetin temelini oluşturan değerlendirme ve delil rejimine ilişkin olması nedeniyle, ihlalin ancak yeniden yargılama ile giderilmesi mümkündür.
Ayrıca, AİHM’nin tespit ettiği ihlaller mahkûmiyetin dayandığı yargılama gerekçelerin temelden sakat olduğunu ortaya koyduğundan, yargılama sonuna kadar CMK m.312 uyarınca infazın durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
MAHKÛMİYET HÜKMÜNÜN DAYANDIĞI GEREKÇELER
Müvekkilin mahkûmiyetin dayandırıldığı olgu ve değerlendirmeler özetle;
ByLock uygulamasının kullanıldığı iddiası, Bank Asya nezdinde hesap/işlemler, [dernek] / [sendika] üyeliği, [okul]da eğitim/çocukların eğitimine ilişkin hususlar, [gazete/dergi] aboneliği, USD bulundurma, [tanık] beyanı ve “sohbet” iddiaları, soruşturma geçirmiş bazı kişilerle görüşme/irtibat iddiaları (vb.) şeklindedir.
AİHM, anılan mahkûmiyet hükmünün verilme biçimi ve dayandığı değerlendirme çerçevesi yönünden AİHS m.6/1 ve m.7 ihlali tespit etmiş; bu ihlalin mahkûmiyet hükmünün esasına etkili olduğu sonucuna varmıştır.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN HUKUKİ DAYANAĞI
Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebepleri CMK m.311’de düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1)(f) bendi şöyledir:
“Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (…) Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.”
Somut olayda, müvekkil açısından AİHM’nin 03.11.2025 tarihinde kesinleşen ihlal kararı mevcut olup; mahkûmiyet hükmü, AİHM’nin ihlal tespitine konu ettiği usul ve yorumlara dayanmıştır. Bu nedenle CMK m.311/1-f koşulları oluşmuştur.
İNFAZIN DURDURULMASI TALEBİ
Yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine, mahkemece CMK m.312 uyarınca infazın durdurulmasına karar verilebileceği muhakkaktır. Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları (örneğin; 2016/7967 sayılı Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu, 2020/33709 sayılı Ruşen Bayar Başvurusu gibi), AİHM ihlallerinin "etkili bir şekilde giderilmesini" anayasal bir zorunluluk olarak kabul eder. İnfazın durdurulması; sanığın, savunma haklarını etkin kullanabileceği duruşmalı bir yargılamaya katılabilmesinin ve olası bir beraat durumunda hak kayıplarının önlenmesinin ön koşuludur.
Yargılamanın iadesi talebinin dayanağı olan AİHM ihlal kararı, mevcut mahkûmiyetin Sözleşme standartlarına aykırı bir şekilde tesis edildiğini tescil etmiş; özellikle AİHS m. 7 bağlamında mahkûmiyetin hukukilik temelini esastan tartışmalı hale getirmiştir. Bu aşamada infazın sürdürülmesi, ileride telafisi güç veya imkânsız sonuçlar doğurabileceği gibi, yeniden yargılamanın temel amacı olan ‘etkili giderim’ ilkesini de fiilen işlevsiz kılacaktır. Yeniden yargılama sürecinin amacına ulaşabilmesi ve ihlalin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılabilmesi için infazın ivedilikle durdurulması gerekmektedir.
İnfazın devamı halinde müvekkilin maruz kalacağı [özgürlükten yoksun bırakılma / hak yoksunlukları / aile ve iş hayatına yönelik etkiler] nedeniyle ortaya çıkacak zararlar, iade talebinin ciddiyeti ve ihlalin ağırlığıyla karşılaştırıldığında açıkça ölçüsüzdür. Buna karşılık, infazın durdurulması kararı yeniden yargılamanın sağlıklı ve hukuka uygun şekilde yürütülmesini temin edecektir. Kamu düzeni yönünden doğabilecek olası riskler ise, mahkemenizce takdir edilecek [adli kontrol / teminat / diğer idari tedbirler] vasıtasıyla etkin bir şekilde yönetilebilir.
DURUŞMA TALEBİ
Yeni bir ihlale yol açmayacak şekilde, savunma haklarının tam olarak işletildiği bir duruşma ortamı, taraflara adil yargılanma güvencelerine uygun bir şekilde “etkili katılım” imkanı sağlar.
Yargılamanın yenilenmesi davalarında duruşma açılmasının önemi Yargıtay içtihatlarında da sık sık ifade edilmiştir. (bknz Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/4135 E., 2022/1448 K., Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/1217 E., 2017/4202 K., Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2022/9737 E., 2022/3263 K, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/14264 E., 2022/341 K.)
Ayrıca başta AYM'nin 2020/33709 başvuru sayılı kararında vurgulandığı gibi “yargılamanın iadesi yolunun, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak bir yargısal koruma sağlaması gerektiği” muhakkak olup yine benzer bireysel başvurularda da mahkemece, yeniden yargılamanın duruşmalı olarak icrasına karar verilmesi sadece bir usul tercih değil, ihlalin giderilmesi için öngörülen anayasal bir zorunluluk olduğu izaha yer bırakmayacak şekilde ifade edilmiştir. (Mehmet Ali Ayhan (2) Başvurusu (Başvuru Numarası: 2016/7967 Karar tarihi: 22/07/2020 R.G. Tarih ve Sayı: 30/9/2020-31260) , Ruşen Bayar Başvurusu (Başvuru Numarası: 2020/33709 Karar tarihi: 15/06/2022 R.G. Tarih ve Sayı: 25/8/2022-31934), Cahit Tamur ve Diğerleri Başvurusu (Başvuru Numarası: 2018/12010 Karar Tarihi: 24/2/2021 R.G. Tarih ve Sayı: 10/6/2021-31507), Yüksel Yiğitdoğan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/12755 Karar Tarihi: 12/6/2018 R.G. Tarih ve Sayı: 19/7/2018-30483), Şahin Akkan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2023/97399 Karar Tarihi: 25/6/2025))
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN NEDENİ
AİHM, 22.07.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararında (müvekkil dahil 239 başvurucu) AİHS m.7 ve m.6/1 hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmiş; karar 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme, başvuruların olgusal ve hukuki çerçevesini değerlendirirken, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında ortaya koyduğu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını açıkça belirtmiş; ulusal mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin kategorik/tek tip yaklaşımının doğurduğu yapısal sorunların Demirhan dosyalarında da aynı şekilde mevcut olduğunu vurgulamıştır (Demirhan, §§ 35–38; ayrıca bkz. § 47).
Demirhan kararının odağında, terör örgütü üyeliği mahkûmiyetlerinin esas itibarıyla ByLock kullanımının tespiti etrafında kurulması; ByLock verilerinin belirleyici ispat değeri olarak kabul edilmesi ve mahkûmiyetlerin bu veri seti üzerine inşa edilmesi bulunmaktadır (Demirhan, §§ 14–16, 18–20).
Ulusal yargı makamları, ByLock’un “münhasıran örgütsel amaçla kullanılan” bir uygulama olduğu varsayımından hareketle, salt kullanım tespitini TCK m.314/2 kapsamındaki örgüt üyeliği suçunun tüm unsurlarını karşılamaya yeterli saymış; bu yaklaşım, suçun maddi ve manevi unsurlarına ilişkin bireyselleştirilmiş değerlendirmeyi otomatik bir çıkarımla ikame etmiştir (Demirhan, §§ 14–16; Yalçınkaya, §§ 257, 262–271).
AİHM, Hükümetin “her dosya kendine özgüdür” yönündeki itirazlarına rağmen, belirleyici olanın dosyaların özgün ayrıntılarından ziyade, ByLock’a atfedilen kategorik ispat değeri ve ulusal düzeyde benimsenen tek tip yaklaşım olduğunu belirtmiş; bu nedenle Yalçınkaya içtihadındaki ilkeleri Demirhan başvurularına da aynen uygulamıştır (Demirhan, §§ 35–38).
Bu çerçevede AİHM, AİHS m.7 bakımından, ByLock kullanımına kategorik ve “tek tip/küresel” ispat değeri verilmesinin, fiilen salt ByLock kullanımının bilerek ve isteyerek örgüt üyeliğiyle eşdeğer tutulmasına yol açtığını; bunun da yasallık ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığını yeniden teyit etmiştir (Demirhan, §§ 37–38; Yalçınkaya, §§ 262, 267, 414).
AİHS m.6/1 bakımından ise AİHM; başvurucuların ByLock verilerine etkin biçimde erişemediğini, bu verilere etkili şekilde itiraz edemediğini, ulusal mahkemelerin verilerin elde ediliş yöntemi, bütünlüğü ve delil değeri gibi kritik hususlarda ilgili ve yeterli gerekçe sunmadığını; yalnızca raporların dosyaya konulmasının savunma haklarını güvence altına almaya yetmediğini ve yargılamanın bütününün adil olmaktan çıktığını tespit etmiştir (Demirhan, §§ 42–45; Yalçınkaya, §§ 324–345, 353–355).
Somut dosyada mahkûmiyet hükmü, yukarıda özetlenen ve AİHM tarafından ihlal olarak nitelendirilen aynı yaklaşım ve delil rejimine dayandığından; CMK m.311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesi yoluyla ihlalin giderilmesi zorunludur.
DEMİRHAN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE KARARINDA ÖNE ÇIKAN İHLAL GEREKÇELERİ
Bu dosyada mahkûmiyetin gerekçesi incelendiğinde, [olgular sıralanmalı..] dayanılarak örgüt üyeliği sonucuna gidildiği, ancak bu olguların her birinin neye delalet ettiği, sanığın bu olgularla ilişkisinin bilgi/irade/kast bakımından nasıl kurulduğu ve örgüt suçunun kanunî unsurlarıyla nasıl bağlandığı yönünden bireyselleştirilmiş bir analiz yapılmadığı görülmektedir. Oysa AİHS m.7’nin gereği, cezai sorumluluğun varsayıma değil; sanığın kişisel eylemleri ve bunların suçun maddi-manevi unsurlarını nasıl oluşturduğunu gösteren somut olgusal temellere dayanmasıdır.
AİHS m.6 kapsamında adil yargılanma hakkı; savunmanın iddia makamıyla eşit koşullarda yargılamaya katılmasını, delillerin çelişmeli şekilde tartışılmasını ve mahkemenin sonuca götüren muhakemesini gerekçeli ve denetlenebilir biçimde kurmasını gerektirir. Bu dosyada [delile erişim/inceleme/itiraz imkânı/kısıtlılıklar vs…] yönünden yaşanan eksiklikler, savunmanın etkin kullanılmasını zedelemiş; yargılamanın bütününe ilişkin adillik değerlendirmesini sakatlamıştır.
A. AİHS m.7 (Kanunsuz Ceza Olmaz) Yönünden İhlal Gerekçeleri
AİHM, Yalçınkaya kararında olduğu gibi Demirhan kararında da; ulusal mahkemelerin TCK m.314/2’yi ByLock’un sırf kullanılmış olmasını, kişinin bilerek ve isteyerek örgüte dahil olduğunun göstergesi sayacak şekilde geniş ve öngörülemez biçimde yorumlamasının, suçun maddi ve manevi unsurları bakımından kişiye özgü değerlendirmeyi ortadan kaldırdığını belirtmiştir. Bu tür bir yorumun, yasallık ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulanmıştır (Yalçınkaya, §§ 267–272; Demirhan, § 46).
AİHM’nin m.7 ihlali tespiti, mahkûmiyetin “öngörülemez ve aşırı genişletici” bir kanun yorumuna dayanmasından kaynaklanmaktadır. İhlal, öz itibarıyla üç başlıkta toplanmaktadır:
a) Öngörülemez yorum: Eylem tarihinde, salt ByLock kullanımıyla TCK m.314/2’nin tüm unsurlarının oluştuğu sonucunun, makul bir kişi bakımından öngörülebilir olmadığı;
b) Manevi unsurun otomatik varsayımla ikame edilmesi: “Bilerek ve isteyerek örgüte dahil olma” iradesinin her sanık bakımından ayrıca araştırılmayıp, ByLock kullanımından otomatik şekilde türetilmesi suretiyle bireysel cezai sorumluluk ilkesinin zedelenmesi;
c) Kategorik/tek tip yaklaşım: ByLock deliline mutlak ve belirleyici ispat değeri atfedilerek, her davanın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi yükümlülüğünün ortadan kaldırılması.
AİHM’ye göre, bu yaklaşım ulusal yargılama pratiğinde “salt kullanım” üzerinden otomatik mahkûmiyete yol açmakta; böylece m.7’nin koruduğu hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik standardı fiilen ortadan kaldırılmaktadır (Yalçınkaya, §§ 262, 267; Demirhan, §§ 37–38).
B. AİHS m.6/1 (Adil Yargılanma Hakkı) Yönünden İhlal Gerekçeleri
AİHM, başvurucuların yargılamalarda belirleyici kabul edilen ByLock verilerine etkin biçimde erişemediğini ve bu verilerin elde edilişi, bütünlüğü, kapsamı ve delil değeri hakkında etkili şekilde itiraz imkânına sahip olmadığını tespit etmiştir. Ulusal mahkemeler, davanın özünü ilgilendiren bu kritik noktalarda ilgili ve yeterli gerekçe sunmamış; savunmanın iddia makamıyla eşit koşullarda tartışma yürütebilmesi için gerekli usuli güvenceleri sağlamamıştır (Demirhan, §§ 42–44; Yalçınkaya, §§ 324–341, 345).
AİHM, ByLock’a ulusal düzeyde atfedilen kategorik yaklaşımın yargılamaların usul çerçevesini fiilen belirlediğini; kişiye özgü değerlendirme gerektiren temel meselelerin ya hiç ele alınmadığını ya da şablon kabuller karşısında etkisiz kaldığını belirtmiştir. Yalnızca ByLock raporlarının dosyaya konulması, savunma haklarının gerektiği gibi gözetildiğini göstermeye yetmemiş; “otomatik cezalandırma” endişeleri giderilememiştir (Demirhan, §§ 43–45; Yalçınkaya, § 345).
Bu nedenle AİHM, yargılamanın bütününün adil olmaktan çıktığına hükmetmiş; ayrıca olağanüstü koşulların bu sınırlamaları AİHS m.15 bakımından “kesinlikle gerekli” kılmadığını da vurgulamıştır (Demirhan, §§ 42–45; Yalçınkaya, §§ 353–355).
Somut dosya bakımından da mahkûmiyet hükmü, AİHM’nin ihlal olarak değerlendirdiği aynı delil rejimi ve otomatik çıkarım mekanizmasına dayandığından; ihlalin giderilmesi, ancak yargılamanın yenilenmesi ve savunma haklarının tam olarak işletildiği yeni bir yargılama ile mümkündür.
TALEPLER
Yargılamanın Yenilenmesi ve İnfazın Durdurulmasına İlişkin Talepler
AİHM’nin Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararının 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiş olması ve müvekkil hakkındaki mahkûmiyet hükmünün, AİHM tarafından ihlal olarak tespit edilen usul ve yorumlara dayanması nedeniyle; CMK m.311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini,
İhlalin mahkûmiyetin esasına ilişkin olması ve yeniden yargılama yapılmadan giderilmesinin mümkün bulunmaması karşısında; CMK m.312 uyarınca yargılama sonuçlanıncaya kadar infazın durdurulmasına ve bu kapsamda müvekkilin tahliyesine karar verilmesini,
Yeniden yargılamanın, AİHM içtihadında ortaya konulan ilke ve güvencelere uygun biçimde, yeni bir ihlale yol açmayacak şekilde, savunma haklarının tam olarak işletildiği çekişmeli yargılama usullerine uygun olarak duruşmalı olarak yapılmasını, talep ediyoruz.
AİHS m.7 Kapsamındaki İhlalin Giderilmesine Yönelik Talepler
İsnat edilen eylem tarihi itibarıyla, salt ByLock kullanımının TCK m.314/2 kapsamında mahkûmiyete esas alınmasının öngörülebilir olup olmadığının; eylem tarihindeki kanun metinleri, resmî kaynaklar ve 2017 öncesi içtihat esas alınarak değerlendirilmesini (Yalçınkaya, §§ 267–272; Demirhan, §§ 37–41),
Örgüt üyeliğinin zorunlu unsurları olan süreklilik-çeşitlilik-yoğunluk, hiyerarşik/organik bağ ve örgütün cebir-şiddet içeren amaçlarına somut katkı unsurlarının, her biri bakımından hangi somut delille ispatlandığının dosya delilleriyle ilişkilendirilerek tek tek ortaya konulmasını; herhangi bir unsur yönünden eksiklik hâlinde tipiklik yokluğu nedeniyle mahkûmiyet kurulamayacağının değerlendirilmesini,
Suçun manevi unsuru (bilerek ve isteyerek/özel kast) bakımından, salt ByLock kullanımına dayalı otomatik çıkarımlara itibar edilmeksizin; hukuka uygun elde edildiği şüpheye yer bırakmayan somut içerik, talimat, görev paylaşımı veya hiyerarşik bağ gibi delillerle ispatın aranmasını; manevi unsurun ortaya konulamaması hâlinde mahkûmiyet kurulmayacağının hükümde gösterilmesini,
“ByLock kullanımı = örgüt üyeliği” şeklindeki otomatik ve kategorik kabulün açıkça reddedilmesini; içerik, muhatap ve bağlamsal verilerden yoksun salt kullanım tespitinin belirleyici delil olarak kabul edilmemesini (Yalçınkaya, §§ 257, 267–268; Demirhan, § 37),
Hukuka uygun elde edildiği tereddütsüz biçimde ortaya konulamayan mesaj içerikleri, kullanıcı ilişkileri, grup/kanal yapıları ve hiyerarşik bağ gibi bağlamsal deliller dosyaya getirilemiyorsa, bunun nedenlerinin açıklanmasını; bu veriler yoksa salt kullanım tespitine dayalı mahkûmiyet hükmü kurulmamasını,
ByLock’a tek tip/kategorik ispat değeri yükleyen yaklaşım yerine; dosyaya özgü zamanlama, kullanım yoğunluğu, temas ağı, atfedilen rol ve fiilî katkı iddialarının kişiselleştirilmiş biçimde değerlendirilmesini (Yalçınkaya, §§ 271–272; Demirhan, §§ 37, 46–47),
OHAL ve güvenlik gerekçelerinin, AİHS m.7 güvencelerini zayıflatacak şekilde kullanılmamasını; aksine yasallık ve öngörülebilirlik standartlarına katı biçimde riayet edilmesini (Yalçınkaya, § 270),
“Münhasırlık” iddiasının dayanaklarının zayıflığı gözetilerek, uygulamanın halka açık mağazalarda uzun süre indirilebilir olmasının aleyhe otomatik çıkarıma dayanak yapılmamasını (Yalçınkaya, § 338; Demirhan, §§ 37–41),
Bankacılık işlemleri, dernek/sendika üyelikleri, sohbet iddiaları gibi temel hak kullanımı niteliğindeki tali olguların, kişiselleştirilmiş somut gerekçe olmaksızın belirleyici ağırlıkla değerlendirilmemesini; ByLock’tan bağımsız olarak tipiklik ve kastı ispat gücü bulunup bulunmadığının denetime elverişli biçimde gerekçelendirilmesini,
Aleyhe geriye yürüme yasağı ilkesine riayet edilmesini; isnat edilen eylem tarihinden sonra oluşan veya değişen içtihatların aleyhe uygulanmamasını (Yalçınkaya, § 238),
Yukarıdaki değerlendirmeler sonucunda kanunilik ve öngörülebilirlik sağlanamadığı veya suçun kurucu unsurları ortaya konulamadığı takdirde, CMK m.223/2 uyarınca beraat kararı verilmesini, talep ediyoruz.
AİHS m.6/1 Kapsamındaki İhlalin Giderilmesine Yönelik Talepler
ByLock verilerinin hangi hukuki yetkiye dayanılarak, kimler tarafından, ne zaman ve nasıl elde edildiğinin somutlaştırılmasını; ilk temas anında hâkim kararı veya zorunlu hâlde savcı emri + hâkim onayı bulunup bulunmadığının açıkça ortaya konulmasını; sonradan verilen kararların geçmiş işlemleri hukuka uygun kılmayacağının kabulünü (Yalçınkaya, §§ 317, 334),
Yabancı sunucuya ilişkin arama-kopyalama-el koyma işlemlerinde uluslararası adlî yardımlaşma (MLA) prosedürlerinin işletilip işletilmediğinin; ilgili yazışmalar, istinabe talepleri, ev sahibi ülke yargı kararları, arama-el koyma tutanakları, hash/imaj ve zincirleme muhafaza kayıtlarıyla birlikte dosyaya kazandırılmasını; işletilmemişse bunun delilin yasallığı ve güvenilirliği üzerindeki etkisinin gerekçeli biçimde tartışılmasını (Yalçınkaya, § 334),
Zincirleme muhafazanın ilk temas anından itibaren eksiksiz ve denetlenebilir biçimde belgelenmesini; ilk hash’in bulunmaması veya bütünlüğün doğrulanamaması hâlinde, verinin CMK m.206/2-a ve m.217/2 uyarınca delil olarak kullanılmamasını (Yalçınkaya, § 333),
2937 sayılı Kanun kapsamında istihbarî amaçla elde edilen verilerin ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağı gözetilerek, bu nitelikteki materyallerin CMK m.206/2-a ve m.217/2 uyarınca değerlendirme dışı bırakılmasını,
Savunmanın, kendisiyle ilgili tüm ham ByLock verilerine (kullanıcı ID, IP, tarih-saat, mesaj, dosya ve meta veriler) erişim ve inceleme imkânına sahip kılınmasını; bu veriler üzerinde bağımsız ve tarafsız adlî bilişim bilirkişi incelemesi yaptırılmasını (Yalçınkaya, §§ 327, 336),,
“Münhasırlık” iddiasına dayanak tüm teknik rapor ve belgelerin ibrazını; mağaza kayıtları ve indirilme istatistikleriyle çelişkilerin açıklanmasını; çelişkiler giderilemezse iddianın tek başına belirleyici delil sayılmamasını,
Trafik/HTS kayıtlarının saklama süresi, elde edilme yöntemi ve hukuka uygunluğunun ortaya konulmasını; hukuka aykırılığı tespit edilenlerin CMK m.217/2 uyarınca hükme esas alınmamasını,
Yukarıdaki inceleme ve doğrulamalar yapılmadan, ByLock’a kategorik ağırlık verilerek bir hüküm kurulmamasını, talep ediyoruz.
HUKUKİ DAYANAKLAR :
Anayasa m.36, 38, 90; AİHS m.6, 7, 46; CMK m.206, 217, 223, 311, 312; 6216 sayılı Kanun m.50 ve ilgili sair mevzuat.
NETİCE-İ TALEP :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
CMK m.311/1-f uyarınca duruşma talebimizin kabulü ile yargılamanın yenilenmesine,
Yargılama sonuçlanıncaya kadar CMK m.312 uyarınca infazın durdurulmasına ve müvekkilin tahliyesine,-
Yeniden yargılama sonunda, isnat edilen suçun kanuni ve manevi unsurları oluşmadığından ve her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından CMK m.223/2 gereğince müvekkilin BERAATİNE, karar verilmesini talep ederiz.…/…/2026
Müdafii
İmza
Ekler :
…..
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
… AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
(İki hafta içinde yeniden yargılanma talebinin reddi kararında itiraz merci olarak gösterilen ağır ceza mahkemesine)
DOSYA NO : [20../…] Esas – [20../…] Karar
İTİRAZ EDEN :
MÜDAFİ :
KONU : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 03.11.2025 tarihinde kesinleşen Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı doğrultusunda; CMK m. 311/1-f uyarınca yapılan yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması taleplerimizin reddine dair usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılması; itirazlarımızın kabulü ile duruşma açılmak suretiyle yeniden yargılama yapılmasına ve infazın durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
AÇIKLAMALAR :
… Ağır Ceza Mahkemesinin [tarih] tarihli, [Esas/Karar] sayılı kararı ile TCK m.314/2 kapsamında müvekkilin “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş; hüküm [kesinleşme tarihi / Yargıtay ilam tarihi] itibarıyla kesinleşmiştir.
Kesinleşen mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak yapılan AİHM başvurusu sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22.07.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararında (müvekkil de dahil 239 başvurucu) AİHS m.7 (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve AİHS m.6/1 (adil yargılanma hakkı) hükümlerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Hükümetin itirazının reddi üzerine karar 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiştir.
Müvekkil hakkında verilen AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararı karşısında, … tarihli dilekçemiz ile duruşma açılması ve infazın durdurulması talebiyle CMK m.311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 03.11.2025 tarihinde kesinleşen Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı uyarınca yaptığımız yargılamanın yenilenmesi başvurusu; … Ağır Ceza Mahkemesinin [tarih] tarihli, [Esas/Karar] sayılı kararı ile [ret gerekçesi - örn: "şartlar oluşmadı" veya "esasa etkisiz"] gerekçesiyle reddedilmiştir. Söz konusu ret kararı; Anayasa m. 90/son, CMK m. 311/1-f ve yerleşik AYM içtihatlarına açıkça aykırı olup kaldırılması gerekmektedir. Ayrıca, AİHM’nin tespit ettiği ihlaller mahkûmiyetin dayandığı yargılama gerekçelerin temelden sakat olduğunu ortaya koyduğundan, yargılama sonuna kadar CMK m.312 uyarınca infazın durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNE DAYANAK “AİHM KARARI”
AİHM tarafından verilen Demirhan ve Diğerleri. v. Türkiye kararı bylock kullanımı temelinde terör/örgüt üyeliği mahkûmiyetlerine ilişkin “grouped follow-up” (takip/gruplu) bir Daire kararıdı ve 3 Kasım 2025 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasını, Yalçınkaya Büyük Daire kararında ortaya konan bağlam ve ilkeler çerçevesinde değerlendirmiş; ByLock’a ilişkin kategorik/otomatik yaklaşımın hem m.7 hem de m. 6/1 bakımından ihlale yol açtığını belirtmiştir.
ByLock dışında Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi rutin hayat faaliyetlerinin de "terör örgütü üyeliği" suçlamasına doğrudan dayanak yapıldığını tespit etmiştir. Sorunun çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir problem olduğunu ve ulusal düzeyde çözüm gerektirdiğini ayrıca vurgulamıştır.
AİHM, Türk yargısının vermiş olduğu kararların sistematik ihlal niteliği taşıdığını, Yalçınkaya sonrasında Hükümete 5.000 benzer başvurunun bildirildiğini ve dosya birikiminin sürdüğünü kaydetmiştir. AİHM, ancak bu sorunun yargılamanın yenilenmesi dahil genel alınacak bir tedbirle çözülebileceğini, aksi halde gelecek her bir benzer başvuruyu bu davada aldığı ilkeler uyarınca sonuçlandıracağını ihtar etmiştir. Bu doğrultuda tespit olunan sistematik problemin ancak ve ancak yargılamanın yenilenmesi yoluyla çözümlenebileceği tartışmaya açık değildir.
CMK M. 311/1-f KAPSAMINDA "BAĞLI YETKİ" İHLALİ
CMK m. 311/1-f maddesi, AİHM tarafından tespit edilen ihlallerin giderilmesi için yargılamanın yenilenmesini bir "takdir" değil, "zorunluluk" olarak düzenlemiştir. AİHM, müvekkilin mahkûmiyetine dayanak teşkil eden değerlendirme rejiminin AİHS m. 6/1 ve m. 7’yi ihlal ettiğini kesin olarak tescil etmiştir. Kesinleşmiş bir ihlal kararı varken mahkemenin "şartlar oluşmadı" değerlendirmesi yapması, kanunun emredici hükmünün baypas edilmesidir.
AİHM’nin ihlal kararının kesin hükmün sıhhatini etkilediği, dolayısıyla yeniden yargılama yapılması konusunda ciddi bir gerekçe oluşturduğu hâlde CMK 311/1-f maddesinin uygulanması ile ilgili yapılan yorumun AİHM kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediği açıkça görülmektedir.
ESASA ETKİSİZLİK ÖN YARGISININ HUKUKA AYKIRILIĞI
Mahkemenin ret kararında ileri sürdüğü "ihlalin esasa etkili olmadığı" iddiası, henüz yargılama başlamadan ve savunma hakları canlandırılmadan verilmiş bir ön hükümdür. Mahkeme, CMK 311/1-f maddesi kapsamında AİHM ihlal kararının gereğini yerine getirmek yerine, ‘şartları oluşmadı/esasa etkisiz’ diyerek kabul aşamasında esasa giren bir ret üretmiştir.
AİHM, Demirhan ve Diğerleri kararında ByLock kullanımına dayalı "tek tip ve otomatik" mahkûmiyetlerin bireysel cezai sorumluluğu ortadan kaldırdığını saptamıştır. (§§ 37-38). …. (bu kısma müvekkiliniz ile ilgili tespit olunan ve ihlal kararına konu olan başka deliller varsa onları sıralayabilirsiniz, örn; dernek üyeliği, Bank Asya hesap hareketleri,iltisaklı kurum/kuruluşlarda çalışma gibi..)
Müvekkilin belirleyici delillere erişemediği ve etkin itiraz imkânının elinden alındığı saptanmışken; bu eksiklikler giderilmeden dosya üzerinden "sonuç değişmez" denilmesi adil yargılanma hakkının devam eden bir ihlalidir.
“ETKİLİ GİDERİM” STANDARDI
Başvurucu hakkında AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereği, mahkemece yerine getirilmemiştir. Yargılamanın yenilenmesi talebi, CMK 311/1-f maddesinin açık hükmüne rağmen reddedilmiştir.
Yargılamanın yenilenmesinin dayanağını oluşturan CMK’nın 311/1-f maddesi;
“Madde 311 – (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
….
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.. hükmünü amirdir. Kanunun açık hükmüne rağmen mahkemece verilen ret kararı AİHS m.46 kapsamında bağlayıcı olan kararın icrasını engellemektedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de ; Ruşen Bayar (2020/33709) ve Mehmet Ali Ayhan (2) (2016/7967) kararlarında, ihlal kararlarının gereklerinin "fiilen" yerine getirilmesini ve duruşma açılarak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını anayasal bir zorunluluk olarak kabul etmiştir. Mahkemenin ret kararı, AYM'nin "yargılamanın iadesi yolu, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak bir yargısal koruma sağlamalıdır" ilkesiyle taban tabana zıttır.
AİHM İHLAL KARARLARININ UYGULANMASINDA TAKDİR YETKİSİ VE İHLALİN GİDERİLMESİ
AİHS m. 46 uyarınca Türkiye, taraf olduğu davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt etmiştir. Yargılama makamları, CMK m. 311/1-f hükmü uyarınca, AİHM tarafından kesinleşmiş bir ihlal kararı verildiğinde yargılamayı yenilemekle yükümlüdür. Bu hüküm, mahkemeye başvuruyu "uygun bulup bulmama" konusunda bir takdir alanı bırakmayan, doğrudan sonucu tayin eden "emredici" bir kuraldır. Demirhan ve Diğerleri kararında olduğu gibi, ihlalin mahkûmiyetin temelindeki delil rejimine ve kanunilik ilkesine (AİHS m. 6 ve m. 7) ilişkin olduğu durumlarda; ihlalin giderilmesinin tek yolu, davanın duruşmalı olarak yeniden görülmesidir.
İlgili devlet, ihlali sona erdirmek ve mümkün olduğunca ihlal öncesi durumu yeniden sağlayacak (restitutio in integrum) tedbirleri almakla yükümlüdür. Temel hak ve özgürlüklerin öncelikle derece mahkemeleri tarafından korunması gerektiği "ikincillik ilkesi"nin bir gereğidir. Bu kapsamda, mahkemenizce verilen ret kararı; AİHS m. 46 ve CMK m. 311/1-f maddelerinin açık amir hükümlerini etkisiz kıldığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuktan ve Anayasa'dan doğan yükümlülüklerini de ihlal etmektedir.
İNFAZIN SÜRDÜRÜLMESİNİN TELAFİSİ GÜÇ ZARARLARI
AİHS m. 7 ihlali mahkûmiyetin hukukilik temelini çürütmüştür. Bu aşamada infazın sürdürülmesi, müvekkilin özgürlük hakkı üzerinde telafisi imkânsız sonuçlar doğurmakta; yeniden yargılamanın amacını (etkili giderim) fiilen işlevsiz kılmaktadır. Kamu düzeni, hukukiliğine gölge düşmüş bir mahkûmiyetin icrasında değil, adaletin tecellisinde yatmaktadır.
SONUÇ
AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararında tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.
Bu bağlayıcılık etkisi, yargı makamlarının kararları kendi hukuk görüşlerine göre "şartlar oluşmadı" veya "esasa etkisiz" diyerek yorumlamasını engeller.
…. Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamanın iadesi talebini reddetmesi, AİHS m. 46 ve Anayasa m. 153 ile çizilen sınırların dışına çıkılmasıdır. Uluslararası hukukta bir kuralın ihlal edilmesi adaletin bozulması anlamına geldiğinden, bu adaletin tesisi ancak ihlalin ulusal mercilerce ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bu nedenle mahkemenin "bağlı yetki" kuralını işleterek yargılamayı derhal yenilemesi bir takdir değil, anayasal bir ödevdir.
NETİCE- İ TALEP :
Yukarıda açıklanan ve mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle;
... Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamanın yenilenmesi talebimizin reddine dair usul ve yasaya aykırı [Tarih/Sayı] sayılı kararının kaldırılmasına,
CMK m. 311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü ile müvekkilin savunma haklarının tam olarak işletildiği duruşmalı bir yargılama yapılmasına,
Kararın kesinleşmiş olması ve infazın devamının ağır hak ihlali doğurması nedeniyle CMK m. 312 uyarınca infazın durdurulmasına ve müvekkilin tahliyesine,
Yeniden yapılacak yargılama sonucunda, AİHM’nin saptadığı kanunilik ve adillik standartları ışığında müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ederiz. …/…2026
İtiraz Eden Müdafii
İmza
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
... AĞIR CEZA MAHKEMESİBAŞKANLIĞINA
(Kararı veren mahkeme)
DOSYA NO: [2026/…] Esas
İTİRAZ EDEN
SANIK :
MÜDAFİİ :
KONU : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 03.11.2025 tarihinde kesinleşen Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı doğrultusunda; Sayın Mahkemenizce yargılamanın yenilenmesi talebimiz kabul edilmesine rağmen, CMK m. 312 uyarınca İNFAZIN DURDURULMASI TALEBİMİZİN REDDİNE dair kararın itirazen incelenerek kaldırılması ve infazın durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
AÇIKLAMALAR :
Kesinleşen bu mahkûmiyet hükmüne ilişkin yapılan başvuru neticesinde AİHM, 22.07.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri/Türkiye (müvekkil de dâhil 239 başvurucuyu kapsayan) kararında; Sözleşme'nin 7. maddesinin (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve 6/1. maddesinin (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiş, Hükümetin itirazının reddiyle karar 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiştir.
AİHM'nin bu kesinleşmiş ihlal kararı üzerine CMK m. 311/1-f kapsamında yaptığımız yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması başvurumuz, Mahkemenizin [tarih] tarihli kararı ile "yargılamanın yenilenmesi" yönünden kabul edilmiş; ancak "infazın durdurulması" talebimiz suçun vasıf ve mahiyeti gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. İşbu ret kararı hukuka, Anayasa'ya ve AİHS'e açıkça aykırıdır.
AİHS m. 7 ihlali, müvekkilin eylemlerinin isnat edilen "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunu oluşturmadığını, dolayısıyla ortada hukuken geçerli bir suç vasfı bulunmadığını uluslararası kesin bir yargı kararıyla tescil etmiştir. Hal böyleyken, Mahkemenizin infazı durdurmama gerekçesi olarak "suçun vasıf ve mahiyetini" göstermesi, AİHM kararının bizatihi kendisiyle çelişmekte ve ihlalin kaynağı olan hatalı nitelendirmeyi sürdürme ısrarı taşımaktadır.
Mesele, dosyadan yalnızca ByLock ve Bank Asya delillerinin çıkarılıp geriye kalan delillerle mahkûmiyetin ayakta tutulması meselesi değildir. AİHM, dosyayı bütün olarak incelemiş; kalan tüm unsurlara rağmen, mahkûmiyetin dayandığı sistematiğin ve muhakeme tarzının şüpheden uzak bir vicdani kanaat oluşturmaya elverişli olmadığını tespit ederek ihlal kararı vermiştir. Mahkemenin, aynı örgütsel anlatıyı muhafaza ederek ihlali doğuran kurguyu aynen koruması gerçek bir ihlal giderimi değildir.
Ayrıca AİHM, Demirhan ve Diğerleri kararının sistematik bir sorunu işaret eden bir grup davası ("grouped follow-up") olduğunu ve ulusal düzeyde, yargılamanın yenilenmesi dahil genel bir tedbirle çözülmesi gerektiğini açıkça ihtar etmiştir.
Anayasa'nın 90/5. maddesi ve AİHS'nin 46. maddesi uyarınca, AİHM kararları bağlayıcıdır. Uluslararası hukukta tespit edilen ihlalin sonuçlarının ulusal mercilerce tam anlamıyla ortadan kaldırılması, yani CMK m. 312 kapsamında infazın durdurulması mahkemenin bir takdiri değil, anayasal bir yükümlülüğüdür.
CMK m. 312 kapsamında İNFAZIN DURDURULMASI talebimizin reddine dair usul ve yasaya aykırı kararın CMK m. 268/2 gereğince düzeltilerek KALDIRILMASINA ve müvekkil hakkındaki İNFAZIN DURDURULMASINA (müvekkil cezaevinde ise TAHLİYESİNE) karar verilmesini,
Sayın Mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde, itirazımızın incelenmek ve karara bağlanmak üzere dosyanın itirazı incelemeye yetkili mercie (Bir Sonraki Ağır Ceza Mahkemesine) gönderilmesine karar verilmesini, Saygılarımla ve vekâleten arz ve talep ederim.
İtiraz Eden
Sanık Müdafii Av.
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
[….] AĞIR CEZA MAHKEMESİBAŞKANLIĞINA
(Kararı veren mahkeme)
DOSYA NO: [2026/…] Esas
İTİRAZ EDEN SANIK :
MÜDAFİİ :
KONU : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 03.11.2025 tarihinde kesinleşen Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı doğrultusunda; Sayın Mahkemenizce yargılamanın yenilenmesi talebimiz kabul edilmesine rağmen, müvekkil hakkında verilen CMK m. 109/3-a uyarınca YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI şeklindeki adli kontrol kararının itirazen incelenerek KALDIRILMASINA karar verilmesi istemidir.
AÇIKLAMALAR :
Müvekkil hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin [tarih] tarihli ve [Esas/Karar] sayılı kararı ile TCK m. 314/2 kapsamında “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Müvekkil bu cezayı halihazırda tamamen infaz etmiş (çekmiş) bulunmaktadır.
Kesinleşen bu mahkûmiyet hükmüne ilişkin yapılan başvuru neticesinde AİHM, 22.07.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri/Türkiye (müvekkil de dâhil 239 başvurucuyu kapsayan) kararında; Sözleşme'nin 7. maddesinin (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve 6/1. maddesinin (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiş, Hükümetin itirazının reddiyle karar 03.11.2025 tarihinde kesinleşmiştir.
AİHM'nin bu kesinleşmiş ihlal kararı üzerine CMK m. 311/1-f kapsamında yaptığımız yargılamanın yenilenmesi başvurumuz Mahkemenizin [tarih] tarihli kararı ile "yargılamanın yenilenmesi" yönünden kabul edilmiş; ancak infaz süreci tamamen bitmiş olmasına rağmen "sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, daha önce hükmolunan ceza miktarı ve infazda geçirilen süre" gerekçe gösterilerek müvekkil hakkında CMK m. 109/3-a uyarınca yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. İşbu karar hukuka, Anayasa'ya ve AİHS'ye açıkça aykırıdır.
Mahkemeniz, açıkça hukuka aykırı olan bu adli kontrol kararına diğer hususlarla birlikte "infazda geçirilen süreyi" gerekçe yapmıştır. Müvekkil ilk yargılamadaki haksız cezasını tamamen yatmış ve tahliye olmuştur. Ortada infaz edilecek bir ceza kalmadığı için "kaçma şüphesi" varsayımıyla yurt dışı çıkış yasağı verilmesi ölçüsüzdür, hayatın olağan akışıyla ve hukukun temel mantığıyla çelişmektedir.
AİHM, Yalçınkaya Büyük Daire kararında ortaya konan ilkeler çerçevesinde verdiği işbu ihlal kararında; AİHS m. 7 ihlali, müvekkilin eylemlerinin isnat edilen "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunu oluşturmadığını, dolayısıyla ortada hukuken geçerli bir suç vasfı bulunmadığını uluslararası kesin bir yargı kararıyla tescil etmiştir. Hal böyleyken, Mahkemenizin adli kontrol gerekçesi olarak "suçun vasıf ve mahiyetini" göstermesi, AİHM kararının bizatihi kendisiyle çelişmekte ve ihlalin kaynağı olan hatalı nitelendirmeyi sürdürme ısrarı taşımaktadır.
AİHM, dosyayı bütün olarak incelemiş; kalan tüm unsurlara rağmen, mahkûmiyetin dayandığı sistematiğin ve muhakeme tarzının şüpheden uzak bir vicdani kanaat oluşturmaya elverişli olmadığını tespit ederek ihlal kararı vermiştir. Mahkemenin, aynı örgütsel anlatıyı muhafaza ederek ihlali doğuran kurguyu aynen koruması gerçek bir ihlal giderimi değildir. Hukukiliği temelden sarsılmış bir hükmün ceza miktarının, bugün bir hak kısıtlamasına (seyahat hürriyetinin engellenmesine) gerekçe yapılması masumiyet karinesini zedelemektedir.
Bu tür çelişkili ve kopyala-yapıştır gerekçeli adli kontrol kararları, CMK m. 311 uyarınca yapılan yargılamanın yenilenmesinin "etkili giderim" sağlama amacını fiilen işlevsiz kılmaktadır. Anayasa'nın 90/5. maddesi ve AİHS'nin 46. maddesi uyarınca, AİHM kararları bağlayıcıdır. Uluslararası hukukta tespit edilen ihlalin sonuçlarının ulusal mercilerce tam anlamıyla ortadan kaldırılması, anayasal bir yükümlülüktür. Cezasının tamamını çekmiş ve AİHM kararıyla haklılığı ispatlanmış müvekkilime yönelik ikinci bir cezalandırma niteliğindeki bu ölçüsüz tedbir derhal kaldırılmalıdır.
Hakkımızda tesis edilen usul ve yasaya aykırı kararın CMK m. 268/2 gereğince düzeltilerek KALDIRILMASINA ve müvekkil hakkındaki CMK m. 109/3-a kapsamındaki YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞININ KALDIRILMASINA,
Sayın Mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde, itirazımızın incelenmek ve karara bağlanmak üzere dosyanın itirazı incelemeye yetkili mercie (Bir Sonraki Ağır Ceza Mahkemesine) gönderilmesine karar verilmesini, Saygılarımla ve vekâleten arz ve talep ederim.
İtiraz Eden Sanık Müdafii
Av.
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
YARGITAY CEZA DAİRESİ’NE
Gönderilmek Üzere
….. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE
DOSYA NO : [20../…] Esas – [20../…] Karar
TEMYİZ EDEN SANIK :
MÜDAFİİ :
KONU : ... Ağır Ceza Mahkemesi’nin …. tarih, …. Esas ve … Karar sayılı; AİHM ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamanın yenilenmesi sonunda, CMK m. 323/1 uyarınca önceki hükmün onanmasına ilişkin kararının temyizen incelenerek bozulması talebidir.
AÇIKLAMALAR :
Müvekkil …. hakkında, …. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …. esas sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış; …. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ….. tarih, ….. Esas ve …. Karar sayılı kararı ile müvekkilin TCK m. 314/2 kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan hüküm, istinaf ve temyiz denetiminden geçerek ….. tarihinde kesinleşmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin müvekkile ilişkin 16/12/2025 tarihli 23216/22 sayılı ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş; dosya yeniden ele alınarak ... Ağır Ceza Mahkemesi’nin … Esas sırasına kaydedilmiş ve yeniden yargılama yapılmıştır. Ancak Yerel Mahkeme, ….. tarihli temyize konu kararı ile, her ne kadar yargılamanın yenilenmesine karar vermiş ise de yeniden yapılan yargılama sonucunda talebi yerinde görmeyerek CMK m. 323/1 uyarınca 17/07/2020 tarihli önceki hükmün onanmasına ve infazın aynen devamına karar vermiştir.
Temyize konu bu karar, aşağıda arz ve izah olunan nedenlerle hukuka aykırıdır.
I. TEMYİZE KONU KARAR VE UYUŞMAZLIĞIN ÇERÇEVESİ
Yerel Mahkemece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararı sonrasında müvekkil hakkında yargılamanın yenilenmesine karar verilmiş; ancak yeniden yapılan yargılama sonunda, önceki mahkûmiyet hükmü kaldırılmak yerine CMK m. 323/1 uyarınca eski hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu yönüyle temyize konu karar, olağan bir mahkûmiyet hükmü olmayıp, AİHM ihlal kararının iç hukukta nasıl uygulandığının denetlenmesini zorunlu kılan özel nitelikte bir karardır.
Yargılanmanın yenilenmesi sonrasında yapılan incelemede yerel mahkeme, AİHM kararını görünüşte uygulamış; ihlal kararında özellikle değinilen ByLock ve Bank Asya verilerini bu kez açıkça hükme esas almadığını belirtmekle yetinmiş, buna karşılık diğer delillere dair gerekçe yapısını koruyarak aynı cezai sonuca yeniden ulaşmıştır. Böylece yargılamanın yenilenmesi kurumu, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıran gerçek bir giderim yolu olarak değil, önceki hükmü daha az bir delil ve gerekçelendirme ile muhafaza eden şekli bir incelemeye dönüştürülmüştür.
Bu nedenle eldeki temyiz incelemesinde cevaplandırılması gereken temel soru şudur: AİHM’nin ihlal tespiti sonrasında yerel mahkeme, ihlali ve sonuçlarını gerçekten ortadan kaldıran bir hukuki değerlendirme mi yapmıştır; yoksa yalnızca görünüşte bir ayıklama yaparak önceki mahkûmiyeti yeniden mi üretmiştir? Aşağıda açıklayacağımız üzere temyize konu karar, ihlali gidermemiş; aksine AİHM kararının bağlayıcı etkisini daraltarak önceki mahkûmiyet sonucunu muhafaza etmek suretiyle yeniden ihlal oluşturmuştur.
II. BOZYOKUŞ, YALÇINKAYA VE DEMİRHAN KARARLARI ÇERÇEVESİNDE AİHM’İN İHLAL KARARI
Yerel Mahkeme, müvekkil hakkında yeniden yargılama yaparken AİHM’nin 16/12/2025 tarihli 23216/22 sayılı kararını, esas itibarıyla “yalnızca ByLock kullanımının ve Bank Asya hesap hareketliliğinin silahlı terör örgütü üyeliğinin kanıtı olamayacağı” yönünde bir ihlal kararı olarak okumuş; yeniden inceleme ve değerlendirmeyi de özellikle “bu kapsamda” yaptığını açıkça belirtmiştir. Ardından Mahkeme, ByLock ve Bank Asya verilerini müvekkilin aleyhine değerlendirmediğini söylemiş; buna rağmen tanık ve gizli tanık beyanları, kod adı kullanımı, örgütsel pozisyon iddiaları, örgütle irtibatlı olduğu ileri sürülen kurumlarda çalışma, başka kişi adına kayıtlı GSM hattı, sahte sürücü belgesi ve gaybubet evi değerlendirmesi gibi unsurlara dayanarak aynı mahkûmiyet sonucunu korumuş ve CMK m. 323/1 uyarınca önceki hükmü onamıştır.
Ancak Bozyokuş kararının, ona açıkça atıf yapan Yalçınkaya ve Demirhan kararlarıyla birlikte okunması hâlinde, AİHM’nin yaklaşımının Yerel Mahkemenin kabul ettiğinden belirgin biçimde daha geniş olduğu görülmektedir. Nitekim Bozyokuş ve diğer follow-up kararlarında AİHM, mevcut davaların bağlamının Yüksel Yalçınkaya Büyük Daire kararıyla çizildiğini, Demirhan’da da aynı ilkelerin tekrarlandığını açıkça belirtmiştir. AİHM, Türk yargısının ByLock deliline ilişkin kategorik yaklaşımının, yani ByLock kullanan kişinin kural olarak sırf bu nedenle silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilebileceği anlayışının, Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamındaki güvenceleri ve/veya 6 § 1 kapsamındaki adil yargılanma güvencelerini ihlal ettiğini yeniden teyit etmiştir. Daha önemlisi, Mahkeme açıkça şunu söylemiştir: dosyalarda ByLock dışında başka deliller bulunabileceği ihtimali dışlanmamaktadır; fakat buna rağmen, başvurucuların ByLock kullandığının tespit edilmesi, iç hukukta örgüt üyeliği suçunun tüm kurucu unsurlarının tek başına kesin kanıtı olarak işletilmiştir. İhlalin ana omurgası budur.
AİHM’nin bu tespiti, “AİHM sadece ByLock nedeniyle ihlal kararı vermiş, diğer delilleri ise yeterli veya önemsiz görmüştür” şeklinde okunamaz. Tam tersine, AİHM’nin önüne gelen dosya soyut değil, somut bireysel başvuru dosyasıdır; Mahkeme, mahkûmiyetin hangi delil seti ve hangi yargısal muhakeme tarzı içinde kurulduğunu görerek değerlendirme yapmaktadır. Bu nedenle AİHM’nin dosyada başka delillerin de bulunduğunu kayda geçirip buna rağmen ihlal sonucuna varması, yalnızca tek bir delilin tartışmalı görülmesinden ibaret dar bir anlam taşımaz. AİHM bunu açık cümleyle “diğer deliller de mahkûmiyete yeterli değildir” şeklinde formüle etmemiş olsa da ihlal kararının mantığı şunu göstermektedir: dosyanın bütününde kurulan mahkûmiyet yapısı, Sözleşme güvenceleriyle bağdaşır nitelikte görülmemiştir. Başka bir ifadeyle, ByLock’un merkezî ve belirleyici rolü özellikle incelenmiş olmakla birlikte, dosyada mevcut diğer unsurların varlığı da ihlali bertaraf etmeye yeterli kabul edilmemiştir.
Bu nedenle Bozyokuş ve Demirhan kararının anlamı, “AİHM kalan delilleri yeterli görmüştür” şeklinde okunamaz. Tam tersine AİHM, başka delillerin bulunabileceğini kabul etmekle birlikte, asıl meselenin ByLock’a örgüt üyeliğinin tüm maddi ve manevi unsurlarını otomatik biçimde ispat eden belirleyici ve kategorik bir işlev yüklenmesi olduğunu söylemektedir. Başka bir ifadeyle, AİHM’ye göre dosyada başka delillerin varlığı, kanunilik ve adil yargılanma hakkı ihlallerini kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır; çünkü sorun delil sayısında veya çeşitliliğinde değil, mahkûmiyetin hangi hukuki mantıkla kurulduğundadır. Ancak bunun doğal devamı da şudur: AİHM dosyadaki diğer delilleri görmesine rağmen, bunların varlığını ihlali ortadan kaldıran bir karşı ağırlık olarak kabul etmemektedir. Dolayısıyla mesele, sadece bir ana delilin problemli bulunması değil; o ana delilin belirlediği mahkûmiyet mantığı içinde kalan diğer unsurların da Sözleşmeye uygun, bağımsız ve bireyselleştirilmiş bir mahkûmiyet zemini oluşturduğunun gösterilememesidir.
Yalçınkaya kararı bu noktada belirleyicidir. Büyük Daire, Türk hukukunda silahlı terör örgütü üyeliğinin o tarihte de bugün de özel kast gerektiren bir suç olduğunu; buna rağmen yerel mahkemelerin ByLock kullanımını, somut sanık bakımından bilgi ve kastı ayrıca ortaya koymaksızın, suçun kurucu unsurlarını fiilen ikame eden bir unsur gibi kullandığını tespit etmiştir. Mahkeme, bu yorumun suçu özellikle manevi unsur yönünden adeta sıkı sorumluluk benzeri bir yapıya dönüştürdüğünü ve böylece suç tipinin kapsamını sanığın aleyhine öngörülemez biçimde genişlettiğini belirtmiştir. Aynı kararda, ByLock’a bu derecede merkezî bir rol verildiğinde diğer unsurların sonuca etkisinin sınırlı kaldığı; hatta başvurucunun Bank Asya hesabı ile sendika ve dernek üyeliğinin, ByLock ile ulaşılan sonucu yalnızca güçlendiren çevresel unsurlar olarak kullanıldığı ayrıca kaydedilmiştir. Bu yönüyle Yalçınkaya kararı, sadece ByLock’un hukuki değerine ilişkin değil; aynı zamanda diğer delillerin nasıl bir mahkûmiyet kurgusu içinde işlev gördüğüne ilişkin de temel bir tespit içermektedir.
Demirhan kararı ise bu standardı grup davalarına taşımış ve daha da somutlaştırmıştır. AİHM, başvurucuların dosyalarında yalnızca ByLock verilerinin değil; ByLock kullanımına ilişkin ikrar veya bunu doğrulayan tanık anlatımlarının, sendika-dernek-vakıf üyeliklerinin, FETÖ/PDY ile irtibatlı sayılan kurum ve şirketlerde çalışma kayıtlarının, Bank Asya hesap hareketlerinin, yayın ve görsel-işitsel materyallerin, örgüt bağlantılı sayılan seyahatlerin, bağışların, sosyal medya paylaşımlarının, öğrenci yurdu veya evlerinde kalmanın, Kakao Talk ya da Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının ve HTS irtibatlarının da dosyalarda yer alabildiğini açıkça kayda geçirmiştir. Üstelik Mahkeme, bazı dosyalarda şifresi çözülmüş ByLock içeriklerinin bile bulunduğunun ileri sürüldüğünü, fakat bunların çoğu zaman bağımsız kurucu değerlendirme için değil, daha önce kabul edilmiş ByLock kullanımını doğrulamak amacıyla öne sürüldüğünü; bazı dosyalarda ise ayrıntılı içerik beklenmeksizin sırf kullanım tespitiyle mahkûmiyet kurulabildiğini özellikle belirtmiştir.
Demirhan’da AİHM’nin vardığı sonuç da aynı derecede açıktır. Mahkeme, başvuruculardan bazılarının dosyalarında başka deliller bulunabileceğini dışlamamış; fakat yine de ByLock kullanımının tek başına, iç hukukta tanımlanan örgüt üyeliği suçunun bütün unsurlarının kesin kanıtı gibi işletildiğini ve bu nedenle Yalçınkaya’daki ihlal bulgularından ayrılmak için bir neden bulunmadığını söylemiştir. Burada da dikkat çekilmesi gereken husus şudur: AİHM, dosyalarda başka delil türlerinin varlığını bilmekte, hatta bunları tek tek sıralamakta; buna rağmen AİHS m.7 (kanunilik) ve dosyanın niteliğine göre AİHS m.6 §1 (adil yargılanma) kapsamında ihlâl sonucuna ulaşmaktadır. AİHM’nin kurduğu mantık şudur: Bu delillerin dosyalarda yer alması, kendi başına ihlâli bertaraf etmemektedir; zira yerel mahkemeler, üyeliğin kurucu unsurlarını sanık özelinde kuran bireyselleştirilmiş bir değerlendirme pratiği ortaya koymamış; değerlendirme, çoğu kez “otomatik/kategorik üyelik” şablonunun belirlediği çerçeve içinde kalmıştır.
Adil yargılanma yönünden de AİHM, dosyadan dosyaya farklı deliller bulunsa bile, yargılamaların usulî çerçevesinin otomatik şablon tarafından belirlenmesi nedeniyle savunma güvencelerinin zayıfladığı ve çekirdek meselelerin etkili biçimde ele alınmadığı, bu haliyle bu delillerin dosyada yer almasına rağmen adil yargılanma hakkının ihlali önüne geçilemediği değerlendirmesini yapmıştır.
Bu tablo, ihlalin yalnızca “tek bir delilin hukuka aykırılığı” meselesi olmadığını; diğer delillerin de mahkûmiyeti Sözleşme standardına uygun biçimde ayakta tutmaya yeterli görülemediğini göstermektedir. AİHM bunu açık ve kategorik bir “kalan deliller yetersizdir” formülüyle ifade etmemiş olsa da ihlal kararının mantıksal sonucu budur. Aksi hâlde Mahkemenin, dosyadaki diğer unsurları görerek yine de yargılamanın yenilenmesini gerektiren bir ihlal kararı vermesi izah edilemez.
Bu içtihat çizgisinin somut dosyaya uygulanması halinde sonuç nettir. Yerel Mahkeme, AİHM kararını sanki yalnızca “ByLock ve Bank Asya artık kullanılmayacaktır” şeklinde dar bir delil ayıklama talimatıymış gibi anlamış; oysa Bozyokuş, Yalçınkaya ve Demirhan birlikte okunduğunda AİHM’nin söylediği şeyin bundan ibaret olmadığı anlaşılmaktadır. AİHM’nin tespiti, ByLock’un yalnız başına örgüt üyeliğinin tüm unsurlarını ispat eden otomatik ve kategorik bir çekirdek delile dönüştürülmesine yöneliktir. Fakat aynı zamanda AİHM, somut bireysel dosyada mevcut diğer unsurları da görmekte; buna rağmen bu unsurların varlığını, ihlali bertaraf eden ve mahkûmiyeti kendiliğinden meşrulaştıran bir unsur olarak kabul etmemektedir. Bu çekirdek muhakeme modeli bozulmadan, dosyada mevcut diğer unsurların sonradan bağımsız ve yeterli delillermiş gibi öne çıkarılması, ihlalin mantığını ortadan kaldırmaz. Bilakis bu yöntem, AİHM’nin eleştirdiği otomatik mahkûmiyet şablonunun, farklı bir gerekçelendirme diliyle yeniden üretilmesi sonucunu doğurur. Somut olayda da Mahkeme tam olarak bunu yapmış; ByLock ve Bank Asya’yı isim olarak geri çekmiş, fakat aynı örgütsel anlatıyı tanık anlatımları, örgütsel görevler, çalışma kayıtları gibi unsurlarla sürdürerek önceki mahkûmiyeti muhafaza etmiştir.
Bu nedenle, Bozyokuş-Yalçınkaya-Demirhan çizgisinden çıkarılması gereken sonuç şudur: “Dosyada başka deliller de vardı” denilmesi, kendi başına ihlali bertaraf eden bir cevap değildir. Esas soru, bu delillerin otomatik üyelik şablonundan bağımsız olarak, suçun kurucu unsurlarını sanık özelinde bireyselleştirilmiş bir muhakemeyle gerçekten ortaya koyup koymadığıdır. AİHM, bu değerlendirmeyi baştan yerel mahkemeler adına yapmamış; aksine, Yalçınkaya standardı ışığında bunun yerel mahkemelerce ciddi, bireyselleştirilmiş ve ihlali giderici bir incelemeyle yapılması gerektiğini belirtmiştir. Yerel Mahkeme ise bu yükümlülüğü yerine getirmemiş, sadece görünüşte bir ayıklama yaparak aynı mahkûmiyet sonucuna ulaşmıştır.
III. SOMUT OLAYDA MAHKEME AİHM KARARINI GÖRÜNÜŞTE UYGULAMIŞTIR
Mahkeme, yargılamanın iadesi kapsamında yapılan başvuruyu ilk aşamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının resmî tercümesinin sunulmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Ne var ki, daha sonra kendiliğinden yargılamanın yenilenmesine karar vermiş ve bu doğrultuda tensip zaptı düzenlemiştir. Ancak mahkeme, tensiple birlikte yalnızca bir hafta sonrasına duruşma günü tayin etmiş; yapılan bu duruşmada da önceki mahkûmiyet hükmünü herhangi bir gerçek ve etkili yeniden değerlendirme yapmaksızın aynen tekrar etmiştir.
Somut olayda Yerel Mahkemenin yaptığı şey, AİHM kararının gereğini maddi anlamda yerine getirmek değil; ihlal kararını daraltılmış bir okuma ile biçimsel olarak karşılayıp önceki mahkûmiyet sonucunu korumaktır. Nitekim Mahkeme, AİHM’nin müvekkil bakımından verdiği ihlal kararını, esas itibarıyla “yalnızca ByLock kullanımının ve bu kapsamda düzenlenen ByLock tespit ve veri değerlendirme raporları ile Bank Asya hesap hareketliliğinin örgüt üyeliğinin kanıtı olamayacağı” şeklinde tanımlamış ve kararını bu çerçevede verdiğini açıkça belirtmiştir.
Mahkeme yargılamanın iadesi kapsamında yapılan başvuruyu önce, resmi karar tercümesi yok diyerek reddetmiş. Sonrasında kendiliğinden yeniden yargılama kararı vermiş ve tensip düzenlemiştir. Tensiple birlikte de 1 hafta sonraya duruşma günü vermiş ve aynı gün eski kararını aynen vermiştir.
Oysa bir ceza mahkûmiyetine ilişkin AİHM ihlal kararı, yalnızca belirli bir delilin artık hükümde kullanılamayacağı anlamına indirgenemez. Böyle bir kararın asıl sonucu, ihlale konu mahkûmiyet hükmüne esas alınan delil yapısının ve muhakeme tarzının, mahkûmiyet bakımından her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir vicdani kanaat oluşturmaya elverişli görülmediğinin ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle, önceki hükmün dayandığı yapı korunarak ve yalnızca bazı deliller görünüşte dışarıda bırakılarak yeniden aynı mahkûmiyet sonucuna ulaşılması, ihlalin giderildiği anlamına gelmez.
Yerel Mahkeme ise tam olarak bunu yapmıştır. Kararda, “sanık ile ilişkili ByLock verileri ile Bank Asya verileri sanığın aleyhine değerlendirilmemiş ve hükme esas alınmadığından ayrıca değinilmemiştir” denilmiş; fakat hemen ardından aynı dosya yapısı içinde yeniden mahkûmiyet sonucuna ulaşılarak CMK m. 323/1 uyarınca önceki hükmün onanmasına ve infazın aynen devamına karar verilmiştir.
Burada özellikle vurgulanmalıdır ki, mesele “ByLock ve Bank Asya dışındaki delillerin dosyada mevcut olup olmadığı” meselesi değildir. Asıl mesele, AİHM’nin önündeki bireysel başvuru dosyasını bütün olarak incelemiş olmasına rağmen ihlal kararı vermiş olmasıdır. Başka bir anlatımla, AİHM dosyada başka deliller bulunduğunu bilmekte; mahkûmiyetin hangi unsurlara dayandırıldığını görmekte, buna rağmen ihlal sonucuna ulaşmaktadır. Bu nedenle, sonradan “ByLock ve Bank Asya’yı çıkardım, geriye zaten başka deliller kalıyordu” denilmesi, AİHM kararının gerçek anlamını karşılamaz. Zira ihlal kararı, yalnızca iki delilin tek başına tartışmalı bulunmasından değil; bütün mahkûmiyet yapısının Sözleşme standartları bakımından sorunlu görülmesinden kaynaklanmaktadır.
Nitekim temyize konu kararda da kalan deliller, önceki mahkûmiyet kurgusundan bağımsız, yeni ve kendi içinde yeterli bir ispat sistemi olarak ortaya konulmuş değildir. Mahkeme, aynı örgütsel anlatıyı muhafaza etmiş; yalnızca anlatının merkezindeki bazı unsurları ismen geri çekerek, önceki mahkûmiyeti farklı bir formülasyonla yeniden üretmiştir. Bu yöntem, gerçek bir ihlal giderimi değil; görünüşte uyarlama yoluyla aynı delil yapısı içinde aynı mahkûmiyet sonucunun korunmasıdır.
Sonuç olarak somut olayda yapılan şey, AİHM kararını uygulamak değil; AİHM kararına rağmen önceki hükmü ayakta tutacak yeni bir gerekçe dili kurmaktır. İhlali doğuran mahkûmiyet mantığı aşılmadığı, delil yapısı esaslı biçimde çözülüp yeniden kurulmadığı ve önceki hükmün omurgası korunarak aynı sonuç tekrar üretildiği için, temyize konu karar AİHM kararını görünüşte uygulamakta; fakat gerçekte ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmamaktadır.
IV. AİHM İHLAL KARARININ GEREKLERİ YERİNE GETİRİLMEDEN CMK m. 323/1 UYARINCA ESKİ HÜKMÜN ONANMASI HUKUKA AYKIRIDIR
Anayasa Mahkemesi, AİHM ihlal kararı sonrasında yapılan yeniden yargılamalarda tartışmanın merkezini açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlemiştir. Nitekim Mehmet Ali Ayhan (2) kararında, “Somut olayda tartışılması gereken husus, AİHM’nin ihlal kararı sonrasında ... ileri sürdüğü iddialarının etkili ve yeterli bir şekilde incelenip incelenmediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğidir. Diğer bir ifadeyle AİHM’nin başvurucu hakkındaki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının derece mahkemelerince ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı önem taşımaktadır” denilmiştir (Mehmet Ali Ayhan (2), § 57; aynı doğrultuda bkz. Ruşen Bayar, § 30).
Bu tespit, eldeki dosya bakımından doğrudan belirleyicidir. Zira Yerel Mahkeme’nin önündeki sorun, ByLock ve Bank Asya verilerini hüküm metninden şeklen çıkarıp çıkarmadığı değildir. Sorun, AİHM’nin müvekkil hakkında verdiği ihlal kararının gereklerinin gerçekten yerine getirilip getirilmediği; ihlale konu mahkûmiyet yapısının ve onun sonuçlarının ortadan kaldırılıp kaldırılmadığıdır. Oysa Yerel Mahkeme, tam da AYM’nin sakıncalı bulduğu yöntemi izlemiş; ihlale konu çekirdek delilleri görünüşte dışarıda bıraktığını söyleyip, kalan delillerin yeterli olduğu kabulüyle önceki hükmü onamıştır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, Mehmet Ali Ayhan (2) kararında derece mahkemesinin bu yaklaşımını şu ifadeyle özetlemektedir: “Başvurucunun bu talebi, ... başvurucunun müdafii olmadan alınan emniyetteki beyanının dikkate alınmadığı durumda dahi mevcut delillerin mahkûmiyet hükmüne yeterli olduğu gerekçeleriyle önceki hükmü onaylamak suretiyle reddedilmiştir” (Mehmet Ali Ayhan (2), § 56). Ruşen Bayar kararında da aynı yöntem daha somut şekilde ortaya konulmuş; başvurucunun talebinin, “soruşturma evresindeki ikrarının mahkûmiyet hükmünün gerekçesinden çıkarılarak sair deliller dikkate alındığında atılı suçu işlediğinin sübuta erdiği gerekçesiyle reddedildiği” belirtilmiştir (Ruşen Bayar, § 29). Görüldüğü üzere AYM’nin önüne gelen iki dosyada da eleştirilen model aynıdır: ihlale konu delil veya değerlendirme çekirdeği görünüşte dışarı alınmakta, fakat hemen ardından “başka deliller zaten yeterliydi” denilerek eski hüküm korunmaktadır.
Somut olayda da tam olarak bu model tekrar edilmiştir. Yerel Mahkeme, ByLock ve Bank Asya verilerini sanığın aleyhine değerlendirmediğini söylemiş; fakat aynı dosya yapısı içinde diğer unsurlara dayanarak müvekkilin mahkûmiyetine esas alınan önceki hükmü CMK m. 323/1 uyarınca onamıştır. Bu yöntem, görünüşte farklı gerekçelendirme taşısa da yapısal olarak AYM’nin sakıncalı bulduğu yöntemle aynıdır.
Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılamada izlenmesi gereken standardı açıkça göstermiştir. “AİHM’nin ihlal kararı verip ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına hükmettiği bu gibi durumlarda ilgili yargısal merciler, ihlal kararının niteliğini dikkate alarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmek zorundadır” denilmiştir (Mehmet Ali Ayhan (2), § 59).
Ruşen Bayar kararında da aynı yönde, “AİHM tarafından verilen ihlalin ... yeni bir ihlale yol açmayacak şekilde giderilmesi gerekmektedir” denilmiş; hemen ardından Mahkemenin, “başvurucunun soruşturma evresindeki ikrarının mahkûmiyet kararının gerekçesinden çıkarılmasına ve başvurucu hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapılmasına gerek bulunmadığına karar verdiği” vurgulanmıştır (Ruşen Bayar, §§ 34-35). Bu içtihat, CMK m. 323/1’in otomatik bir “eski hükmü koruma” aracı olarak kullanılamayacağını; ancak ihlal gerçekten giderilmişse gündeme gelebileceğini göstermektedir.
En önemlisi, Anayasa Mahkemesi sadece yöntemi değil, bu yöntemin neden yetersiz olduğunu da açıklamıştır.
“Gerekçeli kararda ise ... diğer delillerin mahkûmiyete yeterli olduğu ifade edilerek başvurucunun ... AİHM’nin ihlal kararına konu olan ifadesinin mahkûmiyete esas alınıp alınmadığı tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Dahası gerekçeli kararda mahkûmiyete temel alınan diğer delillerin nelerden ibaret olduğu belirtilmemiştir. Savunma tarafının bu delillere karşı iddia ve itirazlarını dile getirme fırsatına sahip olup olmadığı da gerekçeli karardan anlaşılmamaktadır. Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesince yapılan değerlendirmelerin AİHM’nin ihlal kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği ve AİHM tarafından verilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır” (Mehmet Ali Ayhan (2), § 60).
Bu içtihat, eldeki dosya bakımından son derece önemlidir. Her ne kadar somut olayda Yerel Mahkeme, Mehmet Ali Ayhan (2) dosyasından farklı olarak bazı delilleri tek tek saymış ise de, sorun değişmemektedir. Çünkü mesele yalnızca başka delillerin isimlerinin zikredilmesi değildir. Asıl mesele, AİHM’nin ihlal kararıyla çöken mahkûmiyet mantığının gerçekten aşılıp aşılmadığı; kalan delillerin, otomatik ve kategorik suçluluk kurgusundan bağımsız olarak, müvekkil bakımından suçun kurucu unsurlarını bireyselleştirilmiş ve ikna edici biçimde ortaya koyup koymadığıdır. Yerel Mahkeme bunu yapmamış; yalnızca ihlale konu delilleri geri çekip aynı mahkûmiyet sonucunu muhafaza etmiştir.
Bu itibarla temyize konu karar, AİHM kararının gereklerini yerine getiren gerçek bir giderim kararı değil; ihlale konu hükmü yeni bir anlatımla koruyan bir onama kararıdır. Oysa AYM içtihadı açıktır: tartışılması gereken husus, “başka delillerle de aynı sonuca ulaşılabilir mi?” sorusu değil; “AİHM’nin tespit ettiği ihlal ve sonuçları gerçekten ortadan kaldırılmış mıdır?” sorusudur. Bu soru somut olay bakımından olumsuz yanıtlanmalıdır. Zira Yerel Mahkeme, AİHM’nin bağlayıcı ihlal tespitini esas alarak yeni ve bağımsız bir hüküm kurmamış; CMK m. 323/1’i, ihlalin giderildiğini göstermeden eski mahkûmiyeti muhafaza etmenin aracı olarak kullanmıştır.
Bu nedenle somut olayda CMK m. 323/1’in uygulanma koşulları da oluşmamıştır. Zira bu hüküm, AİHM tarafından tespit edilen ihlal ve sonuçları gerçekten ortadan kaldırıldıktan sonra, önceki hükmün hukuken ayakta kaldığının gösterilebildiği hâllerde anlamlı olabilir. Oysa Yerel Mahkeme, ihlale konu edilen mahkûmiyet yapısını çözüp yerine yeni ve bağımsız bir değerlendirme kurmamış; yalnızca ByLock ve Bank Asya verilerini görünüşte dışarıda bırakarak aynı dosya yapısı içinde aynı mahkûmiyet sonucunu korumuştur. Bu durumda CMK m. 323/1, ihlalin giderildiği ortaya konulduğu için değil, önceki hükmü muhafaza etmek için kullanılmıştır. Bu ise anılan hükmün amacına da AİHM ihlal kararının bağlayıcılığına da açıkça aykırıdır.
V- BYLOCK VE BANK ASYA DIŞINDA DAYANILAN DİĞER DELİLLER DE MAHKÛMİYET İÇİN GEREKLİ STANDARDI KARŞILAMAMAKTADIR
Yerel mahkeme, yeniden yargılama sonucunda verdiği hükümde ByLock ve Bank Asya verilerini müvekkil aleyhine değerlendirmediğini belirtmiş; ancak tanık ve gizli tanık beyanları, kod adı kullanımı, örgütsel pozisyon iddiaları, örgütle irtibatlı olduğu ileri sürülen kurumlarda çalışma, başka kişi adına kayıtlı GSM hattı kullanımı, sahte sürücü belgesi ve gaybubet evi değerlendirmesi gibi unsurlara dayanarak aynı mahkûmiyet sonucunu korumuştur.
Ne var ki, anılan unsurların hiçbiri gerek tek tek gerek birlikte değerlendirildiklerinde, müvekkilin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olduğunu, örgütsel süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetler yürüttüğünü ve bu suretle TCK m. 314/2 anlamında örgüt üyeliği suçunu işlediğini her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı biçimde ortaya koymamaktadır.
Öncelikle tanık ve gizli tanık beyanlarının delil değeri bakımından belirtilmelidir ki, ceza muhakemesinde bu tür anlatımların mahkûmiyete esas alınabilmesi için; soyut değerlendirmelerden ibaret olmamaları, maddi vakıaya ilişkin somut bilgi içermeleri, doğrulanabilir olmaları ve savunma tarafından etkili biçimde sınanabilmeleri gerekir. Buna karşılık, bir kişinin “örgütsel konumda bulunduğu”, “kod adı kullandığı”, “gaybubet evinde kaldığı” veya “örgüt adına faaliyet yürüttüğü” yönündeki genel ve sonuç cümlesi niteliğindeki ifadeler, somut olay anlatımı yerine hukuki nitelendirme içermektedir. Oysa hukuki nitelendirme tanığa değil mahkemeye aittir. Maddi vakıayı ortaya koymayan, kaynağı ve doğruluk zemini denetlenemeyen bu tür anlatımlar, mahkûmiyet için yeterli ve güvenilir delil niteliği taşımaz.
Benzer şekilde, örgütle irtibatlı olduğu ileri sürülen kurumlarda çalışma olgusu da tek başına örgüt üyeliğinin delili olarak kabul edilemez. Bir kurumda çalışmış olmak, o kurumla ilgili sonradan yapılan nitelendirmelerden bağımsız olarak, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu kendiliğinden göstermez. Bu tür olguların mahkûmiyet sonucuna dayanak yapılabilmesi için, kişinin bu kurum içerisindeki faaliyetinin hangi somut örgütsel amaçla bağlantılı olduğu, ne tür bir hiyerarşik ilişki içinde hareket ettiği ve bunun hangi güvenilir delillerle ortaya konulduğu açıkça gösterilmelidir. Aksi hâlde yapılan değerlendirme, fiil ceza hukukundan uzaklaşıp aidiyet veya irtibat izlenimi üzerinden suçluluk sonucuna varılması anlamına gelir.
Başka kişi adına kayıtlı GSM hattı kullanımı da aynı şekilde kendiliğinden suç delili değildir. Bu tür bir olgunun örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilebilmesi için, hattın ne şekilde, hangi amaçla, hangi irtibat ağı içinde ve hangi somut suç bağlamında kullanıldığının ortaya konulması gerekir. Salt başka kişi adına kayıtlı bir hattın kullanılmış olması, örgüt üyeliği suçunun maddi veya manevi unsurlarını ispata yeterli değildir.
Sahte sürücü belgesi bulundurulması veya kullanılması yönündeki değerlendirme de somut olayda ayrıca ve dikkatle ele alınmalıdır. Böyle bir olgu, kendi koşulları içinde başka bir suç tipine ilişkin tartışma doğurabilirse de doğrudan doğruya silahlı terör örgütü üyeliği suçunun delili olarak kabul edilemez. Bu belgenin hangi amaçla edinildiği, ne şekilde kullanıldığı, örgütsel bir faaliyetin parçası olup olmadığı ve müvekkilin örgütsel hiyerarşi içindeki konumuna ne şekilde delalet ettiği açık ve somut biçimde ortaya konulmadıkça, bundan TCK m. 314/2 kapsamında üyelik sonucu çıkarılması hukuken mümkün değildir.
Aynı değerlendirme, “gaybubet evi” şeklindeki nitelendirme bakımından da geçerlidir. Bir evin veya kalınan yerin sonradan bu şekilde adlandırılması, tek başına o yerde kalan kişinin örgüt üyesi olduğunu ispatlamaz. Böyle bir değerlendirmenin mahkûmiyet sonucuna esas alınabilmesi için, söz konusu yerin hangi somut faaliyetler için kullanıldığı, müvekkilin oradaki varlığının ne şekilde örgütsel amaç taşıdığı ve tüm bunların hangi güvenilir delillerle ortaya konulduğu açıkça gösterilmelidir. Aksi hâlde, olgu değil etiket esas alınmış olur.
Kod adı kullanımı ve örgütsel pozisyon iddiaları bakımından da durum farklı değildir. Bir kişi hakkında “kod adı kullandığı” veya “örgütte belli bir pozisyonda olduğu” yönündeki iddialar, somut olay, tarih, kişi, ilişki ağı ve eylem örgüsü ile desteklenmedikçe, salt isnat niteliğinde kalır. Ceza yargılamasında ise isnat yeterli değildir; isnadın denetlenebilir ve kuşkuyu aşan delillerle doğrulanması gerekir. Mahkemenin, bu tür iddiaları bağımsız ispat değeri bakımından ayrıntılı biçimde tartışmadan mahkûmiyet sonucuna dayanak yapması, AİHM’nin eleştirdiği kategorik ve peşin kabule dayalı yaklaşımın farklı deliller üzerinden sürdürülmesi sonucunu doğurmaktadır.
Sonuç olarak, yerel mahkemenin ByLock ve Bank Asya delillerini şeklen dışarıda bırakmış olması, geri kalan delillerin kendiliğinden mahkûmiyet için yeterli olduğu anlamına gelmemektedir. Bilakis somut olayda kalan deliller; soyut, yorumlayıcı ve delil olup olmayacağı ayrıca tartışılabilecek nitelikte olup, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarını her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispata elverişli değildir. Bu nedenle, yeniden verilen mahkûmiyet hükmü, delillerin adı değiştirilmiş olsa da aynı suçluluk mantığını sürdürmekte; bu yönüyle AİHM ihlal kararının sonucu ve ruhu ile bağdaşmamaktadır.
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından müvekkil hakkında verilen ihlal kararının gerekleri gereği gibi yerine getirilmeden, ihlale konu edilen mahkûmiyet yapısı maddi ve hukuki olarak aşılmadan ve yalnızca görünüşte bir ayıklama yapılarak aynı mahkûmiyet sonucunun korunmuş olması nedeniyle, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih, …. Esas ve …. Karar sayılı hükmünün BOZULMASINA,
Yerel Mahkemece, AİHM’nin Yalçınkaya, Demirhan ve Ardıl Grup Kararları ile müvekkile ilişkin kararında ortaya koyduğu ilkeler ile Anayasa Mahkemesinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin yerleşik içtihadı gözetilmeksizin, AİHM kararının bağlayıcı etkisini daraltan ve ihlali fiilen sürdüren bir değerlendirme yapıldığının kabulüne,
AİHM’nin, müvekkilin dosyasında mevcut diğer delilleri de görüp değerlendirerek ihlal kararı vermiş olması karşısında, Yerel Mahkemenin aynı delil yapısı içinde yeniden mahkûmiyet hükmü kurmak yerine müvekkil hakkında beraat kararı vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis etmiş bulunması nedeniyle kararın, beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilerek BOZULMASINA, karar verilmesini talep ederiz.…/…2026
Müdafii
İmza
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
ADALET BAKANLIĞI İNSAN HAKLARI DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
BAŞVURUDA BULUNAN:
VEKİLİ :
KONU : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) müvekkil hakkında vermiş olduğu kesinleşmiş hak ihlali kararının, yerel mahkemelerce çeşitli hukuka aykırı yöntemlerle (yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi / talebin kabulüne rağmen infazın durdurulmaması / yargılamanın yenilenmesi kabul edilip aynı cezanın tekrar verilmesi) fiilen uygulanmaması karşısında; AİHM kararlarının icrasını takip, koordine ve teminle görevli Başkanlığınızca gerekli idari, hukuki ve kurumsal girişimlerde bulunulması talebidir.
AÇIKLAMALAR :
Müvekkil hakkında yürütülen yargılama neticesinde [Kararı Veren Mahkeme] tarafından verilen mahkumiyet kararı kesinleşmiş ve iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine AİHM'e bireysel başvuru yapılmıştır. AİHM, (örneğin Yalçınkaya Büyük Daire veya Demirhan ve Diğerleri kararı kapsamında) AİHS m. 6/1 (adil yargılanma hakkı) ve AİHS m. 7 (kanunsuz suç ve ceza olmaz) maddelerinin ihlal edildiğine kesin olarak hükmetmiştir.
Anayasa m. 90/5 ve AİHS m. 46 uyarınca taraf devletler, AİHM'in kesinleşmiş kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu kapsamda CMK m. 311/1-f maddesi gereğince "yargılamanın yenilenmesi" süreci başlatılmış ve ihlalin sonuçlarının (restitutio in integrum - eski hale getirme ilkesi gereği) tümüyle ortadan kaldırılması talep edilmiştir.
Uluslararası hukukun ve Anayasa'nın açık emrine rağmen, yerel mahkemeler AİHM kararlarını etkisiz kılmak amacıyla sistematik bir direnç göstermekte ve ihlalin sonuçlarını gidermemektedir. Somut süreçte şu açık hukuksuzluklar yaşanmaktadır:
Yargılamanın Yenilenmesi Taleplerinin Reddedilmesi: AİHM kararında açıkça eylemin suç oluşturmadığı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği belirtilmesine rağmen, yerel mahkemeler dosyada bulunan (ve bizzat AİHM tarafından da değerlendirilerek ihlal kararına engel görülmeyen) diğer delilleri bahane ederek yargılamanın yenilenmesi taleplerini esastan reddetmektedir.
Talebin Kabul Edilmesine Rağmen İnfazın Durdurulmaması: Bazı durumlarda yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilmekte, ancak ihlalin kaynağı olan ve hukuka aykırılığı tescillenmiş mahkumiyet hükmünün infazına devam edilmektedir. Özgürlük hakkı elinden alınan bir kişi için yargılamanın yenilenmesinin kabulü, infaz durmadığı sürece hiçbir "etkili giderim" sağlamamakta, telafisi imkansız zararlar doğurmaya devam etmektedir.
Cezası İnfaz Edilmiş Kişiye Yurtdışı Çıkış Yasağı Verilmesi: Mahkeme yargılamanın iadesi talebini kabul etmiş olmasına rağmen, cezası infaz edilmiş sanık hakkında adli kontrol tedbiri kapsamında yurtdışına çıkış yasağı vermekte. Bu durum ihlalin giderilmesinin aksine yeni bir ihlale neden olmaktadır.
Şekli Yargılama ile Aynı Cezanın Yeniden Verilmesi: Yargılamanın iadesi kabul edildiğinde dahi, mahkemeler AİHM’nin ihlal tespitlerini ve gerekçelerini dikkate almamakta; adeta prosedürel bir gösteri niteliğinde şekli bir yargılama yaparak, ihlale konu edilen eski gerekçelerin kopyasıyla "aynı cezayı" tekrar tesis etmektedir.
Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Konseyi nezdindeki taahhütlerini yerine getirmesini izlemek, AİHM kararlarının iç hukukta uygulanmasını koordine etmek ve Bakanlar Komitesi'ne sunulacak eylem planlarını (Action Plan) hazırlamakla görevli asli kurumdur.
Yerel mahkemelerin yukarıda özetlenen tutumu, yalnızca bireysel hakkı gasp etmekle kalmamakta, aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nezdinde "AİHM kararlarını uygulamayan devlet" konumuna düşmesine ve Sözleşme'nin 46/4. maddesi uyarınca "İhlal Prosedürü" (Infringement Proceeding) ile karşı karşıya kalmasına zemin hazırlamaktadır.
Başkanlığınızın, yerel mahkemelerin AİHM kararlarını bu şekilde dar ve şekli yorumlayarak etkisiz kılmasına karşı sessiz kalması düşünülemez. Zira AİHM kararlarının uygulanması sadece mahkemelerin takdirinde olan bir usul işlemi değil, Devletin anayasal ve uluslararası yükümlülüğüdür ve bu yükümlülüğün idari takipçisi Daire Başkanlığınızdır.
AİHM kararlarının uygulanmasını izleme ve koordine etme göreviniz kapsamında, mahkemelerin ihlal kararlarını (infazın durdurulması ve esastan beraat/bozma kararları verilmesi suretiyle) etkili bir şekilde uygulanmasını temin için gerekli idari ve kurumsal girişimlerde bulunulmasını,
Konunun, yapısal ve sistematik bir ihlal halini alması sebebiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) başta olmak üzere ilgili yargı mercilerine ve komisyonlara Başkanlığınızca resmi yollarla bildirilmesini,
Mağduriyetin giderilmesi ve h uluslararası ihlal kararının gereğinin yapılması amacıyla, dosya özelinde Başkanlığınızca gerekli hukuki değerlendirmelerin yapılarak ilgili merciler nezdinde inisiyatif alınmasını saygılarımla arz ve talep ederim.
Talepte Bulunan vekili
Av.
⚠ Not: Bu dilekçe genel taslak niteliğindedir. Kılavuzdaki bilgileri kullanarak müvekkile özgü olgularla desteklenmesi tavsiye edilir.
ADALET BAKANLIĞI CEZA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE
Sunulmak Üzere
[İLGİLİ] CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI BAKANLIK MUHABERE BÜROSUNA
TALEPTE BULUNAN
SANIK:
MÜDAFİİ:
KONU: Müvekkil hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından doğrudan verilen hak ihlali kararı doğrultusunda CMK m. 311/1-f uyarınca yaptığımız "Yargılamanın Yenilenmesi" talebimizin reddine ve bu ret kararına yapılan itirazın da reddedilerek kesinleşmesine dair usul ve yasaya açıkça aykırı olan [Kararı Veren Son Ağır Ceza Mahkemesi] kararının, CMK m. 309 uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASI talebidir.
AÇIKLAMALAR:
Müvekkil hakkında Sayın Mahkemece yapılan yargılama neticesinde silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş ve bu karar kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine AİHM nezdinde bireysel başvuru yoluna gidilmiştir.
AİHM, 22 Temmuz 2025 tarihinde ilan edilen kararla (müvekkilin de aralarında bulunduğu 239 başvurucuyu içeren Demirhan ve Diğerleri kararında), AİHS m. 6/1 kapsamında adil yargılanma hakkı ve AİHS m. 7 kapsamında kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinden hak ihlali kararı vermiştir. Hükümetin bu karara karşı Büyük Daire nezdinde yaptığı itiraz, Büyük Daire Paneli tarafından 03.11.2025 tarihinde reddedilmiş ve ihlal kararı kesinleşmiştir.
Bu kesinleşmiş ihlal kararı üzerine CMK m. 311/1-f ve 311/1-e kapsamında yaptığımız yargılamanın yenilenmesi başvurumuz yerel mahkemece hukuka aykırı bir şekilde reddedilmiştir. İşbu ret kararına karşı yaptığımız itiraz da [İtirazı İnceleyen Mahkeme] tarafından reddedilerek karar kesinleşmiş olup, CMK m. 309 kapsamında kanun yararına bozma yoluna başvurma zarureti hasıl olmuştur.
Yargılamanın yenilenmesi talebimizin reddi gerekçesinde mahkeme, "kesinleşen hükmümüz gerekçesinde BYLOCK delili yanında destekleyici birden çok nedene birlikte atıf yapılması da gözetilerek" talebimizi reddetmiştir. Bu gerekçe, AİHM'in müvekkil dosyasını da kapsayan kararının içeriğiyle tamamen çelişmektedir.
AİHM, tıpkı Yalçınkaya kararında olduğu gibi, ByLock dışındaki delillerin varlığının ihlal tespitini ortadan kaldırmayacağını açıkça hüküm altına almıştır. Nitekim ihlal kararının 36. paragrafında şu ifadelere yer verilmiştir:
"36. Mahkeme, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, bazı başvuranlara ilişkin delillerin... Yüksel Yalçınkaya davasında tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini belirtmektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyal ve argümanları inceleyen Mahkeme... mevcut davada Yüksel Yalçınkaya davasında vardığı bulgulardan sapmak için bir neden görmemektedir."
Görüldüğü üzere AİHM, dosyada ByLock harici (tanık, dernek, banka vb.) delillerin bulunmasını ihlal kararı önünde bir engel olarak görmemiş ve eylemlerin suç oluşturmadığını tescillemiştir. Yerel mahkemenin bu uluslararası kesin hükmü görmezden gelerek mahkumiyet gerekçelerini ayakta tutmaya çalışması açık bir kanun ihlalidir. Ayrıca AİHM, ByLock hususuyla ilgili yargılamalarda delillerin tartışılmaksızın "otomatikleşen" bir yargılamayla mahkumiyet kararlarının verildiğini ve AİHS m. 6/1 kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin de ihlal edildiğini ayrıca vurgulamıştır.
Anayasa'nın 90/5. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir ve kanunlarla çatışması halinde antlaşma hükümleri esas alınır. AİHS'nin 46. maddesi uyarınca da taraf devletler, Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt etmişlerdir.
CMK m. 311/1-f bendi çok açıktır: Ceza hükmünün İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlali suretiyle verildiğinin AİHM’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, mutlak bir yargılamanın yenilenmesi nedenidir. Müvekkil "benzer durumda olan" biri değil, AİHM ihlal kararında bizzat ismi geçen (239 kişilik listede yer alan) doğrudan başvurucudur. Bu emredici hükme rağmen talebin reddedilmesi hem Anayasa'ya hem de CMK m. 311'e açık aykırılık teşkil etmektedir.
Talepte Bulunan Sanık Müdafii Av.
EKLER:
AİHM İhlal Kararı Metni
Ağır Ceza Mahkemesi kararı
İtiraz üzerine verilen karar
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na
Gönderen : Av........
Konu : AİHM ihlali ile mahkûmiyet arasında illiyet bağı kurulmadığı gerekçesiyle CMK 311/1-f kapsamında yapılan yenileme talebinin reddi
1. Bildirimin Amacı :
Sayın Başkanlık,
Bu bildirim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan genel değerlendirmeler ışığında, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin ulusal düzeyde karşılaşılan bir durumu Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Müvekkilimizin CMK 311/1-f uyarınca yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebi, AİHM kararında tespit edilen ihlal ile mahkûmiyet arasında “illiyet bağı bulunmadığı” yönünde bir değerlendirme ile reddedilmiştir. Oysa AİHM’nin ihlal tespiti, yargılamanın bütünlüğünü ve adilliğini doğrudan etkileyen niteliktedir ve karar HUDOC sisteminde kesinleşmiş olarak kayıt altındadır. Bu nedenle, ortaya çıkan durumun hem iç hukuk hükümleri hem de Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülükler bakımından değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir. Farklı tarihlerde …………Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bu mahkûmiyetlerde belirleyici unsur, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir. Bazı başvurucular yönünden ise ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kabul edilemez bulunmuş; böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir. Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. AİHM’nin İhlal Tespitinin Bağlayıcılığı ve Ulusal Mahkemelerin Yetki Sınırı :
AİHM, ilgili kararında ihlalin niteliğini ve yargılamaya etkisini açık bir şekilde değerlendirmiştir. Bu değerlendirme:
bağlayıcıdır,
ulusal mahkemeler tarafından yeniden tartışılamaz,
ihlalin mahkûmiyet sonucunu etkileyip etkilemediği yönünde ikinci bir inceleme yapılmasına izin vermez.
Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca, AİHM’nin ihlal tespiti ulusal makamlar için temel bir referans niteliğindedir. Bu nedenle, ulusal mahkemenin “illiyet bağı bulunmadığı” yönündeki değerlendirmesi, AİHM’nin yerine geçerek ihlalin kapsamını yeniden belirleme sonucunu doğurmakta ve Sözleşme sisteminin bütünlüğüyle tam olarak örtüşmemektedir. Bu durum, uygulamada ortaya çıkan yorum farklılıklarının giderilmesi ihtiyacını da göstermektedir.
4. İhlalin Yargılamanın Sonucuna Etkisi ve Yeniden Yargılama Gerekliliği :
AİHM tarafından tespit edilen ihlal, yargılamanın adilliğini doğrudan etkileyen bir nitelik taşımaktadır. Bu tür ihlallerde:
yeniden yargılama, restitutio in integrum ilkesinin doğal bir gereğidir,
mahkûmiyetin meşruiyeti ihlalin varlığı nedeniyle tartışmalı hâle gelmektedir,
ulusal mahkemenin “hükme etkisi yoktur” yönündeki değerlendirmesi, AİHM’nin ihlal tespitinin kapsamını daraltma sonucunu doğurmaktadır.
Bu nedenle, yenileme talebinin reddi hem iç hukuk hem de uluslararası yükümlülükler bakımından dikkatle ele alınması gereken bir durum ortaya çıkarmaktadır.
5. AİHS m. 46 Kapsamındaki İcra Yükümlülüğü :
AİHS m. 46 çerçevesinde, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin, kararın tarafı olan başvurucu bakımından bireysel tedbirleri de kapsadığı kabul edilmektedir. Bu hükmün, ihlalin sonuçlarının giderilmesi ve kararın etkili şekilde hayata geçirilmesi açısından önemli bir çerçeve sunduğu değerlendirilmektedir. Kararların bağlayıcılığını daraltabilecek yorumlardan kaçınılması da, uygulamada öngörülebilirliği ve hukuki güvenliği güçlendiren bir unsur olarak görülmektedir.
Yenileme talebinin reddi sonrasında ortaya çıkan tablo, başvurucunun mağduriyetinin devam ettiğini, AİHM tarafından tespit edilen ihlalin henüz giderilemediğini ve yeniden yargılama yapılmadığı için ihlalin sonuçlarının sürdüğünü göstermektedir. Bu durum, iç hukukta AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin bazı yorum farklılıklarının pratikte etkili sonuçlar doğurabildiğine işaret etmekte ve bu alanın dikkatle ele alınmasının yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
Bu çerçevede, hem bireysel hem de sistemik düzeyde ortaya çıkan bu durumun, Sözleşme’nin öngördüğü koruma mekanizmasının güçlendirilmesi bakımından değerlendirilmesinin faydalı olacağı kanaati oluşmaktadır.
6. Komite’ye Sunulan Değerlendirme :
Bu çerçevede, AİHM kararlarının zamanında ve eksiksiz icrası bakımından ulusal mahkemelerin ihlal tespitini yeniden yorumlama yetkisi bulunmadığının açık biçimde hatırlatılmasının; yenileme taleplerinin “illiyet bağı yoktur” şeklindeki gerekçelerle reddedilmesinin önüne geçilmesine yönelik uygulama birliğinin güçlendirilmesinin; müvekkilin yargılamasının CMK 311/1-f uyarınca yeniden açılmasının sağlanmasının ve benzer uygulamaların tekrarını önleyecek rehberlik mekanizmalarının geliştirilmesinin, kararların etkili icrası bakımından yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Ulusal makamların bu konularda sağlayacağı açıklamalar ve atacağı adımların, hem bireysel mağduriyetin giderilmesine hem de Sözleşme sisteminin bütüncül işleyişine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av.......
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na,
Gönderen : Av........
Konu : AİHM kararı kesinleşmediği gerekçesiyle CMK 311/1-f kapsamında yapılan yenileme talebinin reddi
1. Bildirimin Amacı:
Sayın Başkanlık,
Bu bildirim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan genel değerlendirmeler ışığında, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin ulusal düzeyde karşılaşılan bir durumu Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Müvekkilimizin CMK 311/1-f uyarınca yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebi, AİHM kararının “kesinleşmediği” yönünde bir değerlendirme ile reddedilmiştir. Oysa karar, AİHM tarafından belirlenen tarihte kesinleşmiş olup HUDOC sisteminde bu durum açıkça kayıt altındadır. Bu nedenle, ortaya çıkan durumun hem iç hukuk hükümleri hem de Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülükler bakımından değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir. Farklı tarihlerde çeşitli Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bu mahkûmiyetlerde belirleyici unsur, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir. Bazı başvurucular yönünden ise ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kabul edilemez bulunmuş; böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir. Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. AİHM Kararlarının Kesinleşme Usulü ve Ulusal Mahkemelerin Yetki Sınırı :
AİHM kararlarının kesinleşme usulü, Sözleşme’nin 44. maddesinde açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bir kararın ne zaman kesinleştiği yalnızca AİHM tarafından belirlenmekte ve bu tarih HUDOC sisteminde yayımlanmaktadır. Ulusal mahkemelerin bu kesinleşme tarihini yeniden yorumlama veya farklı bir değerlendirmeye tabi tutma yetkisi bulunmamaktadır. Buna rağmen ….. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM’nin kesinleşmiş kararına ilişkin farklı bir değerlendirme yapmış ve kararın “henüz kesinleşmediği” sonucuna ulaşmıştır. Bu durum, Sözleşme sisteminin işleyişiyle tam olarak örtüşmeyen bir yorum farklılığına işaret etmektedir.
4. Yeniden Yargılama Yolunun Etkisizleşmesi :
AİHM tarafından tespit edilen ihlalin sonuçlarının giderilmesi bakımından yeniden yargılama, iç hukukta öngörülen en temel bireysel tedbir niteliğindedir. Mahkemenin kesinleşme tarihine ilişkin değerlendirmesi, müvekkilin bu yola erişimini fiilen sınırlamış; ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için öngörülen mekanizmanın işletilememesine yol açmıştır. Bu durum, adil yargılanma hakkının etkili şekilde korunmasını güçleştirmekte ve Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamında öngörülen icra yükümlülüklerinin yerine getirilmesini zorlaştırmaktadır.
5. Etkili Başvuru Hakkına Etkisi :
AİHS m. 13 uyarınca bireylerin AİHM kararlarının uygulanmasını sağlayacak etkili bir iç hukuk yoluna sahip olması gerekmektedir. Müvekkil, bu amaçla CMK 311/1-f kapsamında yenileme talebinde bulunmuş; ancak mahkeme, AİHM’nin kesinleşme tespitini dikkate almayan bir değerlendirme ile bu yolu kapatmıştır. Bu durum, iç hukukta etkili bir icra mekanizmasına erişimin sınırlanmasına yol açmakta ve yapısal nitelikte bir soruna işaret etmektedir. Bu bağlamda, iç hukuk yollarının AİHM kararlarının uygulanmasını sağlayacak şekilde işlerliğinin güçlendirilmesi önem arz etmektedir.
6. AİHM Yetkisine İlişkin Değerlendirme :
AİHM kararının kesinleşip kesinleşmediği hususu yalnızca Mahkeme tarafından belirlenebilmektedir. Ulusal mahkemelerin bu konuda farklı bir değerlendirme yapması, AİHM’nin yetki alanıyla tam olarak bağdaşmayan bir yorum farklılığına neden olmakta ve Sözleşme sisteminin bütünlüğü açısından dikkatle ele alınması gereken bir durum oluşturmaktadır. Bu tür uygulamalar, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında da ifade edilen yapısal nitelikteki sorunların bazı yönleriyle devam ettiğini göstermektedir.
7. Komite’ye Sunulan Değerlendirme :
Bu çerçevede, AİHM kararlarının zamanında ve eksiksiz icrası bakımından ulusal mahkemelerin kesinleşme tarihine ilişkin herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığının açık biçimde hatırlatılmasının; yenileme taleplerinin bu tür gerekçelerle reddedilmesinin önüne geçilmesine yönelik uygulama birliğinin güçlendirilmesinin; müvekkilin yargılamasının CMK 311/1-f uyarınca yeniden açılmasının sağlanmasının ve benzer uygulamaların tekrarını önleyecek rehberlik mekanizmalarının geliştirilmesinin, kararların etkili icrası bakımından yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Ulusal makamların bu konularda sağlayacağı açıklamalar ve atacağı adımların, hem bireysel mağduriyetin giderilmesine hem de Sözleşme sisteminin bütüncül işleyişine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av. …
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na
Gönderen : Av........
Konu : AİHM kararının müvekkilimiz......e ilişkin olmadığı gerekçesiyle CMK 311/1-f kapsamında yapılan yenileme talebinin reddi
1. Bildirimin Amacı :
Sayın Başkanlık,
Bu bildirim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan yapısal değerlendirmeler ışığında, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin ulusal düzeyde karşılaşılan bir durumu Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Müvekkilimizin CMK 311/1‑f uyarınca yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebi, AİHM kararının “başvurucuya uygulanamayacağı” ve “genel nitelikte olduğu” yönünde bir değerlendirme ile reddedilmiştir. Oysa ilgili AİHM kararı, doğrudan başvurucuya ilişkin olup HUDOC sisteminde kesinleşmiş şekilde kayıtlıdır. Bu nedenle, ortaya çıkan durumun hem iç hukuk hükümleri hem de Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülükler bakımından değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir. Farklı tarihlerde …….Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bu mahkûmiyetlerde belirleyici unsur, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir. Bazı başvurucular yönünden ise ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kabul edilemez bulunmuş; böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir. Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. AİHM Kararlarının Bireysel Bağlayıcılığı ve Ulusal Mahkemelerin Yetki Sınırı :
AİHM’nin ilgili kararı, başvurucuya ilişkin ihlali açıkça ortaya koymakta ve bu tespit, kararın tarafı olan başvurucu bakımından bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca:
kararın bağlayıcılığı yalnızca AİHM tarafından belirlenebilir,
ulusal mahkemelerin kararın kapsamını “genel nitelikte”, “soyut” veya “uygulanamaz” şeklinde yeniden değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır,
ihlalin kim hakkında tespit edildiğini belirleme yetkisi yalnızca AİHM’ye aittir.
Bu nedenle, ulusal mahkemenin kararın başvurucuya uygulanamayacağı yönündeki değerlendirmesi, AİHM’nin ihlal tespitinin kapsamı konusunda ortaya çıkan bir yorum farklılığına işaret etmekte ve kararın bireysel bağlayıcılığıyla tam olarak örtüşememektedir.
4. Yeniden Yargılama Gerekliliğinin Hukuki Temeli :
CMK 311/1‑f uyarınca:
AİHM tarafından verilen ihlal kararı,
bu ihlalin başvurucuya ilişkin olması,
ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
AİHM kararının başvurucuya ilişkin olduğu açıkken, ulusal mahkemenin “karar genel niteliktedir” yönündeki değerlendirmesi, yeniden yargılama yolunun işletilmesini güçleştirmekte ve adil yargılanma hakkının etkili şekilde korunmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, hem iç hukuk hem de AİHM içtihadı bakımından dikkatle ele alınması gereken bir sonuç doğurmaktadır.
5. AİHS m. 46 Kapsamındaki İcra Yükümlülüğü :
AİHS m. 46 çerçevesinde, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin, kararın tarafı olan başvurucu bakımından bireysel tedbirleri de kapsadığı kabul edilmektedir. Bu bağlamda, kararların tam ve eksiksiz şekilde hayata geçirilmesinin, hem ihlalin sonuçlarının giderilmesi hem de Sözleşme sisteminin bütünlüğünün korunması açısından önemli olduğu değerlendirilmektedir. Kararların bağlayıcılığını daraltabilecek yorumlardan kaçınılması da, uygulamada öngörülebilirliği ve hukuki güvenliği güçlendiren bir unsur olarak görülmektedir.
Yenileme talebinin reddi sonrasında ortaya çıkan durum, başvurucunun mağduriyetinin devam etmesine, AİHM tarafından tespit edilen ihlalin giderilememesine ve yeniden yargılama yapılmadığı için ihlalin sonuçlarının sürdüğüne işaret etmektedir. Bu tablo, iç hukukta AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin bazı yorum farklılıklarının pratikte etkili sonuçlar doğurabildiğini göstermekte ve bu alanın dikkatle ele alınmasının yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
Bu çerçevede, hem bireysel hem de sistemik düzeyde ortaya çıkan bu durumun, Sözleşme’nin öngördüğü koruma mekanizmasının güçlendirilmesi bakımından değerlendirilmesinin faydalı olacağı kanaati oluşmaktadır.
6. Komite’ye Sunulan Değerlendirme :
Bu çerçevede, AİHM kararlarının bireysel bağlayıcılığına ilişkin ilkelerin ulusal uygulamada daha açık ve öngörülebilir şekilde hayata geçirilmesinin; yenileme taleplerinin “karar genel niteliktedir” veya “başvurucuya uygulanamaz” şeklindeki gerekçelerle reddedilmesinin önüne geçilmesine yönelik uygulama birliğinin güçlendirilmesinin; başvurucunun yargılamasının CMK 311/1‑f uyarınca yeniden açılmasının sağlanmasının ve benzer uygulamaların tekrarını önleyecek rehberlik mekanizmalarının geliştirilmesinin, kararların etkili icrası bakımından yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Ulusal makamların bu konularda sağlayacağı açıklamalar ve atacağı adımların, hem bireysel mağduriyetin giderilmesine hem de Sözleşme sisteminin bütüncül işleyişine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av. …
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na,
Gönderen : Av........
Konu :AİHM ihlalinin niteliğine rağmen ... ,.... Ağır Ceza Mahkemesinin.....tarihli kararıyla “yeniden yargılama gerektirmediği” gerekçesiyle CMK 311/1-f kapsamında yapılan yenileme talebinin reddi
1. Bildirimin Amacı :
Sayın Başkanlık,
Bu bildirim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan yapısal değerlendirmeler ışığında, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin ulusal düzeyde karşılaşılan bir durumu Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Müvekkilimizin CMK 311/1‑f uyarınca yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebi, AİHM tarafından tespit edilen ihlalin “yeniden yargılama gerektirmediği” ve “tazminatla giderilebileceği” yönünde bir değerlendirme ile reddedilmiştir. Oysa ihlalin niteliği, hem iç hukuk hem de Sözleşme’nin 46. maddesi bakımından yeniden yargılamayı gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, ortaya çıkan durumun dikkatle değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir. Farklı tarihlerde çeşitli Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bu mahkûmiyetlerde belirleyici unsur, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir. Bazı başvurucular yönünden ise ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kabul edilemez bulunmuş; böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir. Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. AİHM İhlalinin Niteliği ve Yeniden Yargılama Gerekliliği :
AİHM kararında tespit edilen ihlal, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyen ve adil yargılanma hakkının özüne ilişkin bir nitelik taşımaktadır. Bu tür ihlallerde yeniden yargılama, AİHM’nin yerleşik içtihadında en temel bireysel tedbir olarak değerlendirilmektedir. Tazminat, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya tek başına yeterli görülmemekte; restitutio in integrum ilkesi gereği, başvurucunun ihlal öncesi konumuna getirilebilmesi için yeniden yargılama yapılması önem taşımaktadır.
Bu çerçevede, ulusal mahkemenin ihlalin niteliğine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapmaksızın “tazminat yeterlidir” yönünde bir sonuca ulaşması, kararın gerektirdiği giderim yollarının tam olarak hayata geçirilemediğini göstermektedir.
4. Ulusal Mahkemenin Gerekçesine İlişkin Değerlendirme :
Ret kararında, ihlalin yargılamanın sonucuna etkisi tartışılmamış; AİHM’nin bağlayıcı nitelikteki tespitleri dikkate alınmamış; CMK 311/1‑f kapsamında yapılması gereken değerlendirmelerin tamamı ele alınmamıştır. Bu durum, AİHM’nin belirlediği ihlal türüne uygun bir giderim yolunun sunulamadığını göstermekte ve uygulamada ortaya çıkan yorum farklılıklarının giderilmesi ihtiyacına işaret etmektedir.
5. AİHS m. 46 Kapsamındaki İcra Yükümlülüğüne İlişkin Değerlendirme :
AİHS m. 46 çerçevesinde, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin, kararın tarafı olan başvurucu bakımından bireysel tedbirleri de kapsadığı kabul edilmektedir. Kararların tam ve eksiksiz şekilde hayata geçirilmesi, ihlalin sonuçlarının giderilmesi ve Sözleşme sisteminin bütünlüğünün korunması açısından önemli görülmektedir. Kararın bağlayıcılığını daraltabilecek yorumlardan kaçınılması da hukuki güvenliği güçlendiren bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Yenileme talebinin reddi sonrasında ortaya çıkan tablo, başvurucunun mağduriyetinin devam ettiğini, AİHM tarafından tespit edilen ihlalin henüz giderilemediğini ve yeniden yargılama yapılmadığı için ihlalin sonuçlarının sürdüğünü göstermektedir. Bu durum, iç hukukta AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin bazı yorum farklılıklarının pratikte etkili sonuçlar doğurabildiğine işaret etmekte ve bu alanın dikkatle ele alınmasının yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
6. Etkili Başvuru Hakkına İlişkin Değerlendirme :
Başvurucu, AİHM kararının uygulanmasını sağlamak amacıyla iç hukukta öngörülen en etkili yol olan yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Ancak yeniden yargılama yolunun kapalı kalması, tazminatın tek çözüm olarak değerlendirilmesi ve ihlalin niteliğine uygun bir giderim yolunun sunulamaması, etkili başvuru hakkının tam olarak karşılanamadığını göstermektedir. Bu durum, AİHM kararlarının icrasına ilişkin yapısal nitelikte bazı güçlüklerin bulunduğuna işaret etmektedir.
7. Komite’ye Sunulan Değerlendirme :
Bu çerçevede, AİHM ihlalinin niteliğine uygun olarak yeniden yargılama yapılmasının öneminin ulusal uygulamada daha açık ve öngörülebilir şekilde hayata geçirilmesinin; “tazminat yeterlidir” şeklindeki gerekçelerle yenileme taleplerinin reddedilmesinin önüne geçilmesine yönelik uygulama birliğinin güçlendirilmesinin; başvurucunun yargılamasının CMK 311/1‑f uyarınca yeniden açılmasının sağlanmasının ve benzer uygulamaların tekrarını önleyecek rehberlik mekanizmalarının geliştirilmesinin, kararların etkili icrası bakımından yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Bu adımların, hem bireysel mağduriyetin giderilmesine hem de Sözleşme sisteminin bütüncül işleyişine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av. …
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na,
Gönderen : Av........
Konu :AİHM kararının kesinleşmiş olmasına rağmen resmî tercümenin mahkemeye iletilmemesi nedeniyle CMK 311/1‑f kapsamında yapılan yenileme talebinin uygulanamaması
1. Bildirimin Amacı :
Sayın Başkanlık,
Bu bildirim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan yapısal değerlendirmeler ışığında, AİHM kararlarının iç hukukta uygulanmasına ilişkin pratik bir güçlüğü Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Müvekkilimize ilişkin AİHM kararı [Tarih] itibarıyla kesinleşmiş olmasına rağmen, kararın resmî Türkçe tercümesi henüz Adalet Bakanlığı tarafından ……Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletilmemiştir. Bu gecikme, mahkemenin kararın içeriğini değerlendirememesine ve yargılamanın yenilenmesi sürecinin fiilen işletilememesine yol açmaktadır.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir. Farklı tarihlerde çeşitli Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bu mahkûmiyetlerde belirleyici unsur, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir. Bazı başvurucular yönünden ise ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kabul edilemez bulunmuş; böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir. Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında kararında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. Resmî Tercümenin Ulaştırılmaması Nedeniyle Yenileme Sürecinin İşletilememesi :
Müvekkil, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarihli kararıyla … temelinde mahkûm edilmiştir (Ek:1).
AİHM kararının kesinleşmesinin ardından yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebinde bulunulmuş; ancak mahkeme, kararın resmî Türkçe tercümesinin henüz kendilerine ulaşmadığını, bu nedenle kararın içeriğini değerlendirme imkânı bulunmadığını belirterek talebi reddetmiştir (Ek:2).
CMK 311/1‑f uyarınca, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta uygulanabilmesi için mahkemelerin kararın içeriğini inceleyebilmesi gerekmektedir. Resmî tercümenin henüz iletilmemiş olması, mahkemenin bu incelemeyi yapmasını fiilen engellemekte ve yargılamanın yenilenmesi yolunun işletilememesine neden olmaktadır. Kararın HUDOC üzerinden erişilebilir olmasına rağmen, uygulamada mahkemeler yalnızca Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan resmî tercüme üzerinden değerlendirme yapabildiklerini ifade etmektedir. Bu durum, idari gecikme nedeniyle kesinleşmiş bir AİHM kararının icrasının fiilen mümkün olamamasına yol açmaktadır.
4. Gecikmenin Yol Açtığı Hak Kayıpları ve Riskler :
Resmî tercümenin henüz mahkemeye ulaşmamış olması sonucunda:
Başvurucunun ceza infazı, AİHM tarafından ihlal tespit edilmiş olmasına rağmen devam etmektedir,
Yargılamanın yenilenmesi süreci belirsiz bir süre ertelenmektedir,
AİHS’nin 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 46. maddesi (kararların bağlayıcılığı ve icrası) kapsamında yeni ve devam eden hak ihlali riskleri ortaya çıkmaktadır,
Mahkemenin AİHM kararını uygulama kapasitesi, idari gecikme nedeniyle sınırlı hâle gelmektedir.
Bu tablo, AİHM kararlarının bağlayıcılığına ilişkin temel ilkelerin uygulamada karşılaştığı güçlükleri göstermekte ve Komite’nin denetim sürecinin etkinliğini de dolaylı olarak etkilemektedir.
5. Etkili Başvuru Hakkına İlişkin Değerlendirme :
AİHM kararının resmî tercümesinin henüz hazırlanıp mahkemeye iletilmemiş olması, müvekkilin iç hukukta etkili bir sonuç alma imkânını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Yargılamanın yenilenmesi yolunun işletilebilmesi için gerekli olan en temel idari işlemin gerçekleşmemesi, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında güvence altına alınan etkili başvuru hakkının tam olarak karşılanamadığını göstermektedir. Bu durum, ihlalin giderilmesini geciktirmekte ve mağduriyetin derinleşmesine yol açmaktadır.
6. Komite’ye Sunulan Değerlendirme :
Bu çerçevede, AİHM kararlarının zamanında ve eksiksiz icrası bakımından resmî tercüme sürecinin gecikmeksizin tamamlanmasının; mahkemelerin kararın içeriğini değerlendirebilmesi için gerekli idari işlemlerin hızlandırılmasının; başvurucu bakımından yargılamanın yenilenmesi sürecinin etkin şekilde yürütülmesinin ve benzer gecikmelerin tekrarını önleyecek yapısal tedbirlerin geliştirilmesinin, kararların etkili icrası bakımından yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Bu adımların, hem bireysel mağduriyetin giderilmesine hem de Sözleşme sisteminin bütüncül işleyişine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av. …
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na ,
Gönderen : Av........
Konu : Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarının uygulanmasına ilişkin güncel değerlendirme
1. Giriş ve Bildirimin Amacı :
Sayın Başkanlık,
Bu iletişim, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit edilen yapısal nitelikteki sorunların ulusal düzeyde tam olarak giderilmediğini gösteren somut bir örneği Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla iletilmektedir. Başvurucular hakkında yürütülen yargılamalarda, AİHM’nin söz konusu kararlarında altını çizdiği temel güvencelere rağmen bazı delillerin hâlen otomatik biçimde terör örgütü üyeliği kapsamında yorumlandığı ve bu delillerin bireyselleştirilmiş bir incelemeye tabi tutulmadığı gözlemlenmektedir. Bu kapsamda özellikle:
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmelerin,
Bank Asya hesap hareketlerinin,
Yasal sendika ve dernek üyeliklerinin,
İlgili dönemde hukuken meşru şekilde faaliyet gösteren kurumlarda çalışma olgusunun,
cezai sorumluluk bağlamında belirleyici unsurlar olarak kabul edildiği; savunmanın bu delillere etkili şekilde erişim ve itiraz imkânının sınırlı kaldığı; tutuklama ve mahkûmiyet gerekçelerinin ise büyük ölçüde kalıp ifadelerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu durum, AİHM’nin kararında da vurgulanan yasallık, öngörülebilirlik ve adil yargılanma ilkelerinin ulusal uygulamada tam olarak karşılık bulmadığını göstermektedir.
2. Somut Olayın Özeti :
Başvurucular hakkında, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ülke genelinde yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar çerçevesinde FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle ceza soruşturmaları başlatılmış ve akabinde Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yöneltilmiştir.
Başvurucular, farklı tarihlerde çeşitli Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından örgüt üyeliği suçundan mahkûm edilmiş, bu mahkûmiyetler Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından onama kararlarıyla kesinleşmiştir. Mahkûmiyetlerin belirleyici unsuru, yerel mahkemelerin yalnızca örgüt mensupları tarafından kullanıldığını kabul ettiği ByLock uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespitler olmuştur.
ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmeler, MİT tarafından Litvanya’daki sunucudan elde edilen veriler ile BTK’nın CGNAT kayıtları ve GSM hatlarına ilişkin HTS verilerinin karşılaştırılması suretiyle oluşturulmuş; başvurucuların kullanıcı kimlikleri, bağlantı tarihleri ve cihaz bilgileri bu veriler üzerinden belirlenmiştir.
Bazı başvurucular yönünden, ByLock kullanımına ek olarak Bank Asya hesap hareketleri, yasal sendika, dernek veya vakıf üyelikleri, ilgili dönemde hukuken faaliyet gösteren kurumlarda çalışma, tanık beyanları, yurtdışı seyahatleri, sosyal medya paylaşımları, öğrenci evlerinde veya yurtlarında kalma, diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı ve HTS kayıtları gibi çeşitli unsurlar da dosyalara dâhil edilmiştir. Bununla birlikte, bazı dosyalarda şifre çözülmüş mesaj içerikleri mevcut olmasına rağmen, mahkemeler bu içeriklerin değerlendirilmesini beklemeden, ByLock kullanımının tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu yönünde karar vermiştir.
Başvurucuların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular ise, AYM’nin Yargıtay içtihadını esas alan yerleşik yaklaşımı doğrultusunda kararlarla kabul edilemez bulunmuş, böylece iç hukuk yolları delillerin niteliği ve yargılamaların adilliği yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın tüketilmiştir.
Bu çerçevede, başvurucuların yargılamalarında kullanılan delillerin değerlendirilme biçimi, gerekçelendirme yöntemi ve yargısal yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında tespit ettiği yapısal sorunlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
3. AİHM Kararlarıyla Bağdaşmayan Uygulamalar :
3.1. ByLock delilinin otomatik suçlama olarak kabul edilmesi
Başvurucuların yargılamalarında ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmelerin, AİHM’nin Demirhan ve Yalçınkaya kararlarında ortaya koyduğu bireyselleştirilmiş inceleme gereklilikleriyle uyumlu olmadığı görülmektedir. ByLock verisinin teknik kaynağı, CGNAT ve IMEI eşleşmelerinin doğruluğu, içerik çözümlemesinin bulunup bulunmadığı veya verinin bütünlüğünün nasıl sağlandığı yönünde ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamış; bu verilerin tartışılabilir ve denetlenebilir bir çerçevede ele alınmasına imkân tanınmamıştır. Bu yaklaşım, ByLock kullanımının otomatik bir suçlama unsuruna dönüştüğü izlenimini vermektedir.
3.2. Bank Asya hesap hareketlerinin cezai bağlamda belirleyici unsur hâline gelmesi
Başvurucuların Bank Asya’daki hesap hareketleri, ilgili dönemde tamamen yasal bir bankacılık faaliyeti olmasına rağmen, bireyselleştirilmiş bir inceleme yapılmaksızın suçlamaya dayanak olarak değerlendirilmiştir. İşlemlerin hangi bağlamda gerçekleştiği, örgütsel bir talimatla ilişkili olup olmadığı veya bireyin kastını ortaya koyup koymadığı yönünde ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamıştır. AİHM’nin Demirhan kararında vurguladığı üzere, bu tür faaliyetler temel hakların kullanımı kapsamında olup, örgüt üyeliği için belirleyici bir unsur olarak kabul edilemez.
3.3. Sendika ve dernek üyeliğinin suçlama konusu yapılması
Başvurucuların yasal sendika ve dernek üyelikleri, bu üyeliklerin hangi somut örgütsel faaliyete karşılık geldiği değerlendirilmeden suçlamaya dâhil edilmiştir. AİHM, bu tür üyeliklerin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında korunan faaliyetler olduğunu ve tek başına örgüt üyeliği için delil teşkil edemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Somut dosyalarda ise bu güvencelerin gözetilmediği görülmektedir.
3.4. Kurumlarda çalışma olgusunun genişletici yorumla suçlama yapılması
Başvurucuların çalıştığı kurumların “örgütle irtibatlı” olduğu yönündeki değerlendirmeler, kurumların hangi tarihte, hangi kararla ve hangi somut faaliyet nedeniyle bu şekilde nitelendirildiği açıklanmaksızın yapılmıştır. Yasal bir kurumda çalışmanın, bireyin örgütle organik bağını gösteren bir unsur olarak kabul edilemeyeceği AİHM içtihadında açıkça belirtilmiştir.
3.5. Tutuklama gerekçelerinin şablon niteliği
Tutuklama kararlarında kullanılan gerekçelerin büyük ölçüde kalıp ifadelerden oluştuğu, somut risk analizi yapılmadığı ve bireyselleştirilmiş değerlendirmelerin yer almadığı görülmektedir. Bu yaklaşım, AİHM’nin Demirhan ve Yalçınkaya kararlarında eleştirdiği otomatiklik sorununu yansıtmaktadır.
4. Sistemik Sorunun Devamı :
AİHM’nin Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında açıkça vurguladığı üzere, Türkiye’de FETÖ/PDY bağlantılı davalarda ortaya çıkan sorunlar münferit nitelikte olmayıp, çok sayıda kişiyi etkileyen ve özellikle yargısal otomatiklikten kaynaklanan yapısal bir problem oluşturmaktadır. Somut dosyada da görüldüğü üzere, ByLock kullanımının bireyselleştirilmiş bir inceleme yapılmaksızın otomatik bir suçlama unsuruna dönüştüğü; Bank Asya hesap hareketleri ile sendika ve dernek üyeliklerinin ilgili dönemde hukuken meşru faaliyetler olmasına rağmen cezai bağlamda belirleyici unsurlar olarak değerlendirildiği; mahkemelerin delilleri bireysel koşullarla ilişkilendiren ayrıntılı değerlendirmeler yapmadığı ve tutuklama kararlarında şablon nitelikli gerekçelerin sürdüğü gözlemlenmektedir. Bu durum, AİHM’nin tespit ettiği yapısal sorunun etkilerinin devam ettiğini ve ulusal düzeyde alınması gereken genel tedbirlerin henüz tam anlamıyla hayata geçirilmediğini göstermektedir.
5. Komite’ye Yönelik Bilgilendirme ve Talepler :
Bu çerçevede, Demirhan ve Ardıl Grup Kararlarında ortaya konulan ilkelerin ulusal düzeyde tam olarak hayata geçirilmesi bakımından, özellikle ByLock verilerinin değerlendirilmesine ilişkin yargısal yaklaşımın bireyselleştirilmiş inceleme gereklilikleriyle uyumlu hâle getirilmesi; Bank Asya hesap hareketleri, sendika ve dernek üyelikleri ile yasal olarak faaliyet gösteren kurumlarda çalışma gibi faaliyetlerin Sözleşme’nin koruduğu temel hak ve özgürlükler bağlamında yeniden ele alınması; tutuklama tedbirlerinin ise somut risk değerlendirmesine dayalı, ölçülülük ilkesine uygun ve şablon gerekçelerden uzak bir şekilde uygulanması yönünde ulusal makamlarca atılacak adımların önem taşıdığı kanaatindeyim. AİHM’nin her iki kararında da vurgulanan yasallık, öngörülebilirlik ve adil yargılanma güvencelerinin etkili biçimde uygulanabilmesi için, ulusal yargı organlarının delillerin niteliğini, elde ediliş koşullarını ve bireysel davalarla bağlantısını daha ayrıntılı ve denetlenebilir bir şekilde ortaya koymalarının, hem yargılamaların bütünlüğü hem de kararların gerekçelendirilmesi bakımından önemli bir katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, ByLock verilerinin teknik özellikleri, veri bütünlüğü ve bireysel kullanımın niteliğine ilişkin değerlendirmelerin daha şeffaf ve tartışılabilir bir çerçevede yapılması; Bank Asya hesap hareketlerinin veya sendika/dernek üyeliklerinin, ilgili dönemde tamamen yasal faaliyetler olduğu gerçeği ışığında, örgütsel kastın yerine ikame edilmemesi; yasal kurumlarda çalışmanın ise bireyin örgütle organik bağını gösteren bir unsur olarak belirlenemeyeceği gerçeği, kararların etkili icrası bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca, tutuklama tedbirlerinin uygulanmasında, özellikle bozma sonrası ilk celselerde, soyut ve kalıp ifadeler yerine somut risk analizine dayalı, ölçülülük ilkesini gözeten ve bireysel koşulları dikkate alan bir yaklaşımın benimsenmesinin, hem Sözleşme’nin 5. ve 6. maddeleri kapsamındaki güvencelerin korunmasına hem de yargılamaların adil yürütülmesine katkı sunacağı düşünülmektedir. Bu çerçevede, ulusal makamların AİHM içtihadının uygulanmasını kolaylaştıracak rehberlik mekanizmaları geliştirmesi, yargı mensuplarının farkındalığını artıracak eğitim süreçlerini güçlendirmesi ve bireyselleştirilmiş incelemeyi teşvik eden uygulamaları yaygınlaştırması, kararların bütüncül ve sürdürülebilir şekilde icrası bakımından faydalı olabilecektir. Somut dosyada ortaya çıkan uygulama örneği, Komite’nin daha önce tespit ettiği yapısal nitelikteki sorunların bazı yönleriyle devam ettiğini göstermekte olup, ulusal makamların bu konularda sağlayacağı açıklamalar ve atacağı adımların, kararların etkili uygulanmasına ilişkin sürecin ilerlemesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Saygılarımla,
Av. …